Başörtüsü, din, Lenin ve Sol
Bu köşede, memorandumların postalına karşı sol bir çıkış ararken, bölgenin özelliğinden dolayı, “azınlık sorunu” olarak adlandırdığımız soruna da değiniyoruz. Ve açıkça solun azınlık mensuplarını (bu yoksul insanları) saflarına kazanması gerektiğini söylüyoruz. Bunun olabilmesi içinse, bu insanların sorun ve taleplerine kulak vermemiz ve onları “halının altına süpürmememiz” gerekmekte.
Gelen mesaj, e-posta ve sosyal medyadaki yorumlara bakınca, birçok iyiniyetli insanın da, tuzağa düşüp son dönemde Trakya için üretilmiş olan, başörtüsü takan kızların Türkiye’den ödenek aldığı (üstelik bazıları çok komik rakamlardan söz ediyorlar) efsanesini “yediğini” gözlemledim.
(Bu “çamur”a başörtülü bir arkadaşımın [işçi ve sol sempatizanı bir kadın] cevabı şöyleydi: “Ben sana benim aldığımı söylediğin paranın iki mislini vereceğim, yeter ki sen gel bir gün yazın ortasında başörtüsü ve mantoyla dolaşmanın nasıl bir cehennem olduğunu yaşa. Ancak o zaman bu cehennemin sadece Allah öyle emrettiği için yaşanabileceğini, bu dünyadaki hiçbir mülk karşılığında yaşanmayacağını anlarsın”.)
Diğer yandan şahsıma yöneltilen eleştirilerden biri ise, “dinin genç çocukları bilgisizliğe ve cehalete sürüklediği”, dolayısıyla bir sosyalist olarak konuşan benim de başörtüsü takan kız çocuklarını eleştirmem gerektiği yönündeydi.
Ben, içinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için verdiğimiz mücadelede Sol’un “azınlık sorunu”na yaklaşımı ve azınlık mensuplarını (tekrar ediyorum, işçi, çiftçi, yoksul olan bu insanları) saflarına kazanmasından bahsettim. Ve tam da bu noktada “başörtüsü”ne takılanları, Lenin’e yönlendirmek istiyorum. Bakın konu hakkında o büyük devrimci 1905’te ne yazmış:
«İnsanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka bir şey değildir. Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlanmadıkça, ne kadar bildiri dağıtılırsa dağıtılsın, ne kadar söz söylenirse söylensin, proletaryayı aydınlatmak olanaksızdır. Bizim açımızdan, ezilen sınıfın bu dünyada bir cennet yaratmak adına gerçek devrimci mücadelede birleşmesi, öteki dünya cenneti konusunda görüş birliğine varmasından daha önemlidir».
Yani, diyor ki, mesele bu insanlarla başka bir dünyanın olup olmadığı ve orada nasıl yaşacağımız konusunda uzlaşmak değil; memorandumları sonlandırmak, euro postalını kovmak ve ülkemizi baştan inşa etmek konusunda uzlaşmak.
Yine, bir başka yazısında, Lenin, 1909’da şunları diyor:
«Diyelim ki.. proletarya, biri sınıf bilinci oldukça gelişmiş ve kuşkusuz ateist olan Sosyal-Demokratlar [yani komünistler], diğeri köyle ve köylülükle ilişkilerini henüz koparmamış olan, Tanrı’ya inanan, kiliseye giden, hatta bir Hıristiyan sendikası örgütlemekte olan yerel papazın etkisindeki geri kalmış işçiler olmak üzere ikiye bölünmüş olsun. Yine diyelim ki, ekonomik mücadele bir grev sonucunu doğurmuş olsun. Bu durumda bir Marksiste düşen görev, grevin başarıya ulaşmasını her şeyin üzerinde tutmak, bu mücadelede işçilerin ateistler ve Hıristiyanlar olarak ikiye bölünmesine kesinlikle karşı çıkmaktır… Böyle bir anda ve böyle bir ortamda ateist propaganda yapmak, işçilerin grevdeki tavırlarına göre değil de, dinsel inançlarına göre bölünmelerini isteyen papazların ekmeğine yağ sürmek demektir».
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
