“Sanata aç, cehaletin içinde sürüklenen ama bunun farkında olmayan, yahut farkında olup da değilmiş gibi davranan bir topluma sahibiz”
Edanur İnce, 17 yaşında, lise öğrencisi bir genç kız. Geçtiğimiz günlerde, bu zor koşullarda, kendi imkanları (ve ailesinin desteğiyle) ilk şiir kitabı olan “Balkandili”ni yayımladı. 10 Şubat günü GTGB’de öğretmen-yazar Rahmi Ali ve şair-gazeteci Mustafa Çolak’ın tanıttığı kitap üzerine kendisiyle kısa bir söyleşi gerçekleştirdik. Söz Edanur’da…
«Beni şiire yönelten Nazım Hikmet Ran’dır»
Seni şiire yönelten şey neydi?
– Ortaokul'a başladığım ilk yıl televizyonda hiç kaçırmadığım bir dizi vardı. Dizinin bir bölümünde Nazım Hikmet Ran'ın “Yaşamak Şakaya Gelmez” adlı şiirini okumuştu en sevdiğim karakter. Öyle yürekten okumuş ve beni etkilemişti ki ertesi gün şiiri ezberlemek için kendimi bir odaya kapattım… Sonrasın da kafamda şu soru canlanmaya başladı: “Ben neden yazmıyorum?” Ve sonra yazmaya başladım… Yani beni şiire yönelten Nazım Hikmet Ran’dır.
Seni etkileyen şairler oldu mu; olduysa bunlar kimler?
– Beğendiğim ve beni şiire yönelten ilk şair Nazım Hikmet Ran’dır, onu sırayla Can Yücel ve Orhan Veli takip eder…
Kitap fikri nasıl oluştu?
– Kitap çıkarma serüveni bana sorulan bir soruyla başladı. Yıllar önce, o zamanlar yakın olduğum bir arkadaşım, bana şunu söylemişti: “Ne olacak senin şiirlerinden!” Bugün o şiirlerden bir kitap oldu, yıllar önce arkadaşım sayesinde kendime yönelttiğim sorunun cevabını verdim…
Niye “Balkandili”?
– “Balkandili” çünkü tamamen bana özel, kelime oyunu yapmaya çalışırken aniden aklıma düşüveren sürreal bir şey…
Kitabın beklediğin ilgiyi gördü mü?
– Biliyorsun ki sanata aç, cehaletin içinde sürüklenen ama bunun farkında olmayan, yahut farkında olup da değilmiş gibi davranan bir topluma sahibiz. Toplumumuzun genel ilgi alanı, kimin kiminle yattığı, kimi kiminle bastıkları, kimin daha zengin olduğu vs. konular… Bu kitap işi onların ilgi alanına girmediği, girmelerini istemedikleri ne korkarım ki daha epey uzun bir süre de istemeyecekleri için sınıfta kaldı…
«Çok kitap okumam gerekecek»
Bundan sonra şiir alanında ne yapmayı düşünüyorsun?
– Şiir alanında elimden geldiğince ilerlemeyi düşlüyorum elbette… Ama bunun için çok kitap okumam gerekecek…
Kitabına ulaşmak isteyenler, nasıl ulaşabilirler?
Rahmi Ali, Yazar “EDANUR” UN ŞİİRLERİ
Genç şairlerimizden Mustafa Çolak bir karşılaşmamızda, “Size Edanur adlı bir kızın şiirlerini göndereyim; bir göz atıp bir de değerlendirme yazısı yazar mısınız” demişti. Sonra da “internet” aracılığıyla sözünü ettiği o şiirleri göndermiş. Edanur’dan da kısaca söz etmiş.
Edanur, on yedi yaşında bir kız… Şiirlerini okudum. Günümüz gençliğinin “dil savrukluğu” göz önüne alındığında bu şiirlerde kullanılan dil, oldukça özenli… Şiirleri okurken hiç sıkılmadığımı söylemeliyim. Edanur’un şiirleri genel olarak karşı tarafa “esir düşmüş bir gönlün” feryadı, kırgınlığı, tutkulu hali… Bir yerde karşı tarafı şikayet etme, sitem ve bu “gönül esareti”nden kurtulma çabaları…
Tam da –elime rast gele geçen- Emin Karaca’nın “Nazım Hikmet’in Aşkları” adlı kitapçığını okuyordum. Tesadüf… Nazım Hikmet’in ilk çocukluk yıllarında “Sabiha” adlı bir kıza yazdığı şiire göz atıyordum:
“Gözleri siyah kadın, o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben.
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim.”
Burada gönlün, karşı tarafa “teslimiyeti” söz konusu… Edanur’un “gönlünde esen fırtınaları” paylaşma şiirleri –içini dökme eylemi- de öyle. Her şeyde “o” var. Gönül ekranı “gerçek veya hayali” sevgilisiyle kaplı… Renkler bile ona odaklı: “Her tonu güzeldir derler mavinin-Ama sendeki!”
Bu şiirlerde göze çarpan bir başka özellik de şu: Öteden beri –bazı istisnalar hariç- kadın şairlerin, şiirlerinde bir “cinsel belirsizlikten” söz edilir. Yani kadın, şiirde de olsa kendini rahatlıkla anlatamaz. Bunu hissettirmek istemez. Edanur’un şiirlerinde bu “cesaret ve kendine güven” var. Şiirler, açık ve net olarak bir kadının, genç kızın duygularını, arzularını dile getirme cesaretini gösteriyor: “Hatırla beni- Yarı yolda bıraktığın o kadın olarak hatırla-Seni sevdiği için, sana yalvaran o kadın.”
Şimdi, bu şiirler bir kitap olmalı mı? Eğer Edanur’un “gönül dünyasına” bir rahatlama getirecekse olmalı… Bu arada Edanur, bu şiir çalışmalarını sürdürür mü, sürdürmez mi; onu bilemeyiz. Onu zaman gösterecek. Çünkü bu şiir çalışmalarında Edanur, kendi “gönül odası”nın dışına hiç çıkmamış. Oysa bu çalışmaların devam etmesi için ara sıra da olsa bu odanın dışına bir göz atmak gerekir. Sadece “Geçmişe el sallayan” şiirinde odanın penceresinden dışarıya bir bakış seziliyor… Bir de uzaklarda bulunan “baba”ya sitem ve kırgınlık dolu “açık mektup” niteliğindeki şiir: “Çok şey var”…
Edanur’un yakın zamanda çıkacak olan bu kitabının gelecek çalışmalar için bir ilk basamak olması dileğiyle…
Rahmi Ali – Çepelli, Aralık 2015
SONSÖZ YERİNE
Batı Trakya –hiç kuşkusuz– sanat adına “çorak” bir toprak. Ve sanat adına ne kadar çoraksa, kadın hakları konusunda da bir o kadar çorak.
Bizim toplumumuzda, “yazılmamış yasalar” kapsamında erkeğe ve kadına biçilmiş bir “rol” vardır: Erkek sekiz saatlik işte çalışacak, kahveye/meyhaneye gidecek, en güzel evi yaptıracak, en güzel arabayı/mobilyaları alacak; kadın ise evinde oturacak, çocuk doğurarak “kariyer” yapacak, konuşmayacak, fikrini beyan etmeyecek, yemekten-bulaşıktan-çamaşırdan-çocuklardan vakit kaldığında evlendirme programları/dizi izleyecek vs.
Bu “ortaçağ”ı andıran durum, her ne kadar son yıllarda “kırılmaya” başlamışsa da, hâlâ birçok yerde varlığını sürdürmekte. Ve –dikkat buyurunuz– konumuz olan sanatla “içiçe”: Sanatı, bilimi, felsefesi gelişmemiş bir toplum, “yoz”, “kokuşmuş” bir yaşam içerisinde çürümeye –ve içinde doğan pırıl pırıl gençleri de çürütmeye– teşnedir.
Edanur elinde şiir dosyasıyla bana geldiğinde, bundan on yıl önce, onun yaşındayken, elimde şiir dosyamla dolaştığım günleri hatırladım: “Bırak bu işleri, şiirden kimin karnı doymuş?”, “Başka işin mi yok senin, bu zamanda kim şiir okuyacak, kim şiir kitabı satın alacak, çalışarak biriktirdiğin paranı harcama”, “Şiir güzeldir de, sen şiiri boşver; işine ve derslerine odaklan”… ve daha bir sürü “çatlak” ses. Şimdi –muhtemelen– benzerleri Edanur’un da kulaklarını çınlatıyor.
Şiirin amacı, biraz da yaşamı sorgulamak, yaşama bakacak “farklı bir pencere” açma girişimi, kendini ve çevreni tanımaya/anlamaya çalışmaktır bana göre. Fakat tüm bunlar, “insancıklar”ı, kendi küçük dünyasında yaşayan ve kendine çizilmiş sınırların dışına çıkmaktan korkan o “ruhsuz beden”leri ürkütmektedir: “Aman senin ne işine giriyor, sen kendi menfaatine bak!”.
Edanur, on yedi yaşında bir genç kız olarak, yaşının kendisine verdiği cesaret –ve esgeçmemek gerek, ailesinin de desteği– ile, bu “yerleşmiş algı”yı “kırmaya” yelteniyor, bu kitapçıkla. Aşkı, sevdayı, ayrılığı, ilkgençlik aşklarını sorguluyor. Ve daha birçok şeyi.
Üstad Rahmi Ali’nin tespitine katılıyorum: Edanur’un bu kitaptan sonra, kendi “gönül odası”nın dışına daha sık çıkması; daha çok okuması, çevresinde olup-bitenle daha haşır-neşir olması, daha çok gözlem yapması, daha çok soru sorması ve içindeki yaşam sevgisini daha coşkun kılması gerekiyor. Eğer bunu başarabilirse, şiirimize katkı sağlayabilir.
Ayrıca, resim de yapan, fotoğraf sanatıyla da uğraşan böyle bir genç insanın; yaşıtları arasında kol gezen vurdumduymazlığın, esrar bağımlığının, yozlaşmanın bataklığından sıyrılıp, “güzel olan”ı arama ısrarı, toplumumuz için “her şeyin bitmediği”, “umudun hâlâ var olduğu”nun da resmidir.
Ne mutlu Edanur’a, ne mutlu ailesine, ne mutlu toplumumuza!
Mustafa Çolak
Komotini, Aralık 2015
Edanur İnce’den 2 şiir
Geçmişe el sallıyorum
İnsanlar görüyorum, otobüsün buharlaşmış camından.
Hepsi bir telaş içerisinde.
Camın tam karşısında bir adam.
Kırklı yaşlarında tahminen.
Dertli dertli içiyor az önce cebinden çıkarıp yaktığı sigarasını.
Kim bilir kim kırdı kalbini.
Onun biraz ilerisinde bir kadın.
Genç ve güzel bir kadın.
Oradan oraya koşuşturan oğluna bağırıyor.
Kim bilir ne kadar pişman genç yaşta anne olduğundan.
Onun bir iki adım ilerisinde bir otobüs şöförü.
Bir sonranki seferini bekliyor, uyku akan gözleri ile.
Ben mi?
Ben oturmuşum arkalarda bir cam kenarına.
Almışım kucağıma anıları, acılarımı.
El sallıyorum umutlarımı öldüren bu koca şehre.
Adını yazdım sokaklara
Adını yazdım sokaklara
Kalp koymayı da unutmadım
Yazdıklarımı sildiler, ben gene yazdım.
Siyah spreylerle yazdım haykırırcasına.
Bıkmadan usanmadan.
Karakollara düşmek,
Ellerime kelepçeler vurulabileceği
Düşüncesi bile yıldıramadı beni.
Adını yazmaktan vazgeçmedim
Şu kirli kentin, temiz duvarlarına.
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
