İLK KARA LİSTE΄NİN (1987-1996) DERİN NEDENLERİ -2- (a)
TARİHTEN BİR YAPRAK
ABDÜLHALİM DEDE
1987'lerde Türkiye'ye girişine müsaade edilmediği duyulan ilk kişilerden biri de gazeteci ABDÜLHALİM DEDE oldu. A. Dede, Azınlık Mafyası tarafından kendisine en çok öfke duyulan kişilerden biriydi. Kendine özgü patavatsızlığı, popülizmi ve tahrik edici tavrıyla gerek gazetesi Trakya'nın Sesi'ndeki (T.S.) yazılarıyla gerekse genel olarak sosyopolitik davranışıyla onları sık sık rahatsız ediyor, bazen çileden çıkarıyordu. Eleştiri sınırlarını zorlayarak, onların maskelerini düşürerek, kusurlarını ifşa ederek, pısırıklıklarını ve “hıyanetlerini” göstererek, hakaret olacakmış gibi bir kaygı taşımadan. Baskı politikalarına karşı 1980'li yılların başlarındaki ilk direniş hareketlerinde başı çekenler arasında bulunduğu için genç gazeteci, Hürriyet'in de muhabiridir, azınlık kamuoyunda artık pek popüler olmuştu. Haftalık T.S.'nin tirajı 2.500'ü aşmıştı. Hedef haline getirdiği bir kimse aleyhinde derin devleti arkasına almış bir Azınlık Mafyasının neler yapacağını tahmin edemezsiniz. A. Dede, sanırım, aleyhinde en çok ve en ağır raporların düzüldüğü azınlık bireyi olmuştur. Önlem almak şöyle dursun, sanki inadına Mafyanın raporlarına malzeme olacak davranışlar sergiliyordu, çelişkili ve istikrarsız. Dönem de hafiyelik dönemiydi. Oh, Azınlıkta öyle olmayan bir dönem var mı ki?. Abdülhalim Kara Listeye 1987'lerde herkesle birlikte girmişti, iki yıl gecikmeli olarak herkesten sonra çıktı. Beyaz eşya satan bir mağazada ortaktı, mağazayı kapatmak zorunda kaldı. Uzun süredir Hürriyet gazetesinin Yunanistan muhabiriydi, iyi bir maaşla, gazeteden azledilmesini sağladılar. T.S.'nin tirajı 2.500'den 500'lere düştü. Ekonomik yaptırımlar ve ambargo yalnız A. Dede'yle sınırlı kalmadı, yetişebildikleri yerde tüm karalistelilere uygulandı. Mehmet Emin Aga'nın ORHAN HACIİBRAM için söyledikleri: “Onu politikacı olarak bitirdik. Şimdi avukat olarak ta bitireceğiz.” Hasan Hatipoğlu'nun İBRAM ONSUNOĞLU için söyledikleri: “İbram buradan -Batı Trakya'dan gece kaçacak.” (yani kaçırtacağız) Bu güç ve erk ne Aga'nın ne de Hatipoğlu'nundu tabiî. Koca Kapı'nındı. Havaleyle bu erki Azınlık Mafyası kullanıyordu.
HALİL HAKİ
Abdülhalim sınırdan geri çevrilirken polisin elindeki yasaklılar listesine bir göz atmak ister, listeyi vermezler, ama yine de bazı isimleri okumayı başarır. Bunların arasında İleri gazetesinin sahibi HALİL HAKİ de vardır. Abdülhalim'in Haki'yle ilişkileri limonî, böylece ona haber vermeyi ben üzerime aldım. Bürosunda Haki'yi ziyaret ettiğim zaman Kara Liste konusunu açtım, “Bak, seni de listeye koymuşlar, bunu bilerek hareket et.” diyeceğim, “Diğerleri gibi seni de sınırdan döndürecekler, Türkiye'ye sokmayacaklar.”, ama fırsat vermedi. “İmkanları olsa beni de Kara Listeye koyacaklar” diye sözümü kesti, “Ama yapamıyorlar, güçleri yetmiyor. Ötedeki birkaç dostumun sayesinde”. Birkaç isim saymıştı, ben Oktay Akbal'ı hatırlıyorum. Kara Listede olmadığından o kadar emindi ki. Bu inancını yıkmaya kıyamadım, daha uygun koşullarda bir dahaki sefere bıraktım. Fakat bir süre sonra Haki'yi ziyarete gittiği Türkiye'ye sokmadılar, ona hayatının şokunu yaşatarak. Ancak Haki herkes gibi susmadı ve olayı gizlemedi. Tersine bastı yaygarayı. Hemen gazete bürosunun balkonuna siyah bir bayrak asarak açlık grevine başladığını ilan etti. “Biz Batıtrakyalıyı ezerken çıkaracağı gürültüyü hesap ettik.” Ama derin devlet Haki olayının bu kadar gürültüye yol açacağını hesap etmemişti ve rahatsız oldular. Öbür karalistelilerin de koroya katıldığını bir düşünün, Koca Kapı iyice sıkışacak. Belli olmaz, belki daha sonra onlar da katılırdı. Derin devlet tez elden tetikçisine ve kirli işler memuruna görev verdi. Dayanışma Derneği başkanı Tahsin Salihoğlu telefon ederek Haki'ye açlık grevini derhal durdurmasını söyledi, Türkiye'de üniversitede okuyan oğluna tahsilini yarıda kestirip Gümülcine yolunun gösterilmesini istemiyorsa. Haki bu şantaj karşısında 3. gününde direnişini durdurdu. Rakibin çocuğunu rehin alıp dediğimizi yapmazsan bak çocuğuna zarar vereceğiz diye şantaj yapmak, geleneksel bir mafya metodudur. Azınlık Mafyası tabirini aşırı bulanlar için söylüyorum. T. Salihoğlu, daha sonra, Haziran 1989 seçimlerinde İstanbul'dan Batı Trakya'ya daha 3 bine yakın kişiye telefon etti, Ana Vatan adına bağımsız listelere daha doğrusu Sadık Ahmet'e oy vermelerini isteyerek, adamına göre tatlı dil veya sert dil kullanarak veya tehdit ederek ve şantaj yaparak, bana bizzat itiraf ettiği gibi. “Ben Batıtrakyalının psikolojisini mi bilmeyeceğim?” diyordu. Aslında yeni şantajlara pek gerek yoktu, Haki olayında bir defa yapmış olduktan sonra artık o herkes için ve daima geçerliydi. Hem de 30 sene sonra bugüne kadar. T. Salihoğlu Haki'yi tehdit ederken tabiî derin devlet erkini kullanıyordu, dolayısıyla kendisinin de kimin emriyle hareket ettiğini ifşa ederek. Haki buradaki Konsolosluğa gidip “Beni Kara Listeye koymayacaktınız, koymakla hata ettiniz” dedi. “Sizi pişman ettireceğim” demek istiyordu. Bu “hatayı” iki şekilde kanıtladı. Bir; Koca Kapı'yı rahatsız edecek ve bıktıracak şekilde gazetesinde Kara Liste konusunu işlemeyi hiç elden bırakmadı, ama daima kendi kişisel yanıyla, yıllar boyu, bu adamı Kara Listeye koymamalıydık dedirtinceye kadar. İki; Kara Listeye konuluş nedenini sezdikten sonra daha baştan o nedeni yalanlamak için ne gerekirse onu yaptı, hem de aşırılığa kaçarak, “baksana tam bizim istediğimiz gibi hareket ediyor” diye Koca Kapı'ya “bunu cezalandırmakla hata etmişiz” dedirtinceya kadar. Bu noktada ne kadar itibarsızlaştığını, “amigoluk” yaparken Mafyanın kendisiyle nasıl alay ettiğini anlamıyordu, görmek istemiyordu. “Millî vazife” yerine getirdiğini söylüyordu. Sanki kendisinden böyle bir şeyi isteyen vardı.
ALİ KAMBER
Yıllar kaçtı, anımsamıyorum, Türkiye'den BTT Azınlığı önde gelenlerine GAP tesislerini ziyaret için davetiye gelir. “Protokolde” ve ziyarete gidecek heyet içinde Yüksek Tahsilliler Derneği başkanı da vardır ve o dönem başkan ALİ KAMBER'dir. Ali, “marksist-leninist” geçmişi olarak kendini Kara Listenin içinde görmektedir, ama son yıllarda bir iki kez Türkiye'ye engelsiz gidip gelmiştir. Dikkatten kaçtığı için olduğunu anlayacaktır. GAP ziyareti için buradaki Konsolosluktan Ali'ye vize için dilekçe sunmasını söylerler. Ne vizesi, vizeler çoktan kalkmadı mı? Hep vizesiz gidiyoruz ya. Heyetin öbür üyeleri, onlar da mı vizeli? Onlara vize yok, sana var. Çünkü sana giriş yasağı var, Türkiye'ye ancak özel vizeyle gidebilirsin… Ben vize için dilekçe yapmam diyor Ali, isterse GAP ziyaretine gitmeyeyim. Benim için itibar meselesi… Sonunda Ali vizesiz gitmiştir… Yaygınlaşmayan birkaç direniş olayını anlatmak istedim.
İBRAM ONSUNOĞLU
Sen ne yaptın, sen kendi direnişini niye anlatmıyorsun diye sorabilirsiniz. Ben “eylemciyim” ya, adım öyle çıkmış, Kara Liste konusunda yazı yazmanın dışında bir eylem yapmıyorum diye Halil Haki gazetesi İleri'de arada bir laf sokuyordu bana, kışkırtmak amacıyla. Örneğin, karalisteliler gidip sınırda protesto gösterisi yapıp olay çıkartmalıymışız diyordu. O zaman daha Erdoğan'ın korumaları yoktu bize dayak atacak… ama dayak atacak bir başkaları bulunacaktı elbette. Dayak yemek bir yana, en önemlisi bana giriş yasağı konup konmadığını bilmiyordum. Açıklamıyorlar ki kimlere yasak konduğunu. Öğrenmek bir ziyaret denemesine bakar, ama Türkiye'ye gitmeye münasebet hasıl olmuyordu. İlk ve son olarak 1966'da tahsile gitmiştim, kesintisiz 10 ay kaldım, döndükten sonra bir kez daha gitmedim, yani o sırada Türkiye'ye gitmeyeli 20 yıl oluyordu. Rahmetli Ahmet Taşkın, en çok o, bana takılıp duruyordu, Mafyanın yaydığı söylentiyi yineleyerek, “A be doktor, baksana senin için ne diyorlar, İbram gitseye bakalım Türkiye'ye gidebilecek mi?”, ama ben pek aldırış etmiyordum. Bu söylentileri yalanlamak veya doğrulamak için Türkiye'ye gitmeye karar veremezdim tabiî, ne derlerse desinler.
Diğerleri tamam, ama beni niye?
Sonra, 1989 yazına dek Koca Kapı'nın bana niye giriş yasağı uygulayacağına, beni niye cezalandıracağına bir neden bulamıyordum. Öbür karalistelilerin her birinin niye cezalandırılmış olabileceği konusunda bir yorum yapabiliyordum (!). Hafız Yaşar şu nedenle, İmamoğlu bu nedenle. Haki şu nedenle, MUSTAFA MUSTAFA bu nedenle… Gördünüz mü, insan sıkıntılı koşullarda nasıl bir psikolojinin içine giriyor, egopat oluyor, kendi paçasını kurtarmaya çalışıyor. Bazı kişilerin niye cezalandırıldığını sorgularken onu gerekçeleyen ve haklı gösteren bahaneler uyduracak duruma düşüyorsun. Onlar tamam, ama ben niye? “Beni Kara Listeye koymayacaktınız” demişiti Haki, yani “tamam, başkalarını koyabilirsiniz, anladık, ama beni niye?”.
Galiba kendisini asıl sorgulaması gereken azınlık bireyleri karalisteliler değildi, Kara Listeye girmeyenlerdi, “Yahu ben ne yaptım da beni Kara Listeye koymuyorlar?” diye.
(Devamı yarın…)
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
