Evangelia Kola: “İnsan onurunun temeli olan birincil konut hakkına saygı gösterilmelidir”
İcra hukuku alanında araştırmalar yürüten, Medeni Usul Hukuku alanında doktora adayı Avukat Evangelia Kola, bir haciz ve açık artırma işleminin iptaline ilişkin yakın tarihli yargı kararı vesilesiyle birincil konutun korunması konusunda değerlendirmelerde bulundu. Kola, vatandaşların borçlarını ödeyebilmelerini sağlayacak, ailelerin evlerini kaybetmelerine yol açmayacak yeni ve etkili bir yasal çerçeve oluşturulması gerektiğine işaret etti.
“Radio Paratiritis 94 FM”e konuşan Kola, ülke genelinde birincil konutun korunması açısından dönüm noktası olarak değerlendirilen son Danıştay kararının önemine değindi. Söz konusu kararın benzer davalarda önemli bir hukuki dayanak oluşturabileceğini söyleyen Kola, bununla birlikte kararın birincil konut için genel ve kapsamlı bir koruma rejimi getirdiği anlamına gelmediğinin altını çizdi.
Borç için evin %50’sine haciz konuldu
Davanın ayrıntılarını aktaran Kola, devletin bir borçlunun ana konutunun %50’sine haciz koyarak açık artırma sürecini başlattığını dile getirdi. Konutun kalan %50’lik hissesinin borçlunun eşine ait olduğunu söyleyen Kola, yaklaşık 150 bin euro tutarındaki borç nedeniyle başlatılan işlemde, haczedilen konut hissesi için belirlenen başlangıç satış bedelinin ise 80 bin euro olduğunu söyledi.
Avukat Kola’ya göre davanın en önemli özelliği, borçlunun kamu alacağını karşılamaya yetecek başka mal varlıklarına da sahip olmasıydı. Dolayısıyla borcun tahsil edilebilmesi için borçlunun ana konutunun satışa çıkarılması zorunluluk teşkil etmiyordu.
İlk aşamada mahkemenin vatandaş lehine karar verdiğini belirten Kola, ancak devlet tarafından açık artırma girişimininin sürdürüldüğünü ve davanın sonunda Danıştaya taşındığını kaydetti.
Danıştayın kararında konutun korunmasının insan onuruyla bağlantılı olarak ele alındığını söyleyen Kola, mahkemenin, borcun ödenmesini sağlayabilecek başka mal varlıklarının bulunmasını da dikkate alması gerektiğine hükmettiğini ifade etti. Kola, kararı şöyle değerlendirdi: “Danıştayın nihayetinde söylediği ve bizim de desteklediğimiz husus, ilk konuta, insan onurunun başladığı yer olarak saygı göstermemiz gerektiğidir.”
Bu kararın, özellikle önemli olduğunu vurgulayan Kola, söz konusu davada açık artırma konusunda ısrar eden tarafın bir banka ya da alacak yönetim şirketi değil, doğrudan devlet olduğuna dikkat çekti.
Öte yandan kararın, birincil konut için genel bir koruma sistemini kendiliğinden yeniden yürürlüğe sokmadığını belirten Kola, her davanın kendine özgü koşullarının mahkemeler tarafından ayrı ayrı değerlendirilmesinin önemine işaret etti.
“Zorunlu icra süreçleri sınırsız biçimde yürütülemez”
Alacaklının haklarını kullanırken uyması gereken temel sınırlar arasında yer alan orantılılık ilkesi ve hakkın kötüye kullanılmasının yasaklanması üzerinde özellikle duran Kola, zorunlu icranın alacakların tahsili için yasal bir araç olduğunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi.
Mevcut yasal düzenlemeler kapsamında birincil konutun açık artırma sürecinden genel olarak muaf tutulmadığını hatırlatan Kola, bir işlemin yasal olmasının, alacaklının her türlü tercihini otomatik olarak haklı kılmayacağını vurguladı. Kola, “Orantılılık ilkesi ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, yasa koyucunun alacaklıya getirmek istediği sınırlamalardır” dedi.
Borçlunun birden fazla mal varlığına sahip olduğu durumlarda, alacağın borçluya daha az yük getirecek başka bir yöntemle tahsil edilip edilemeyeceğinin incelenmesi gerektiğini belirten Kola, şu değerlendirmede bulundu: “Alacaklı, icra sürecini başlatırken alacağını hangi mal varlığı üzerinden tahsil edebileceğini ve borçlu açısından hangi seçeneğin daha az külfetli olacağını göz önünde bulundurmalıdır.”
“Borçlu çoğu zaman borcunu hangi şirketin yönettiğini bile bilmiyor”
Bugün Yunanistan’daki hanelerin büyük çoğunluğunu etkileyen mevcut sistemi değerlendiren Evangelia Kola, oldukça zorlu bir tabloyla karşı karşıya olunduğunu söyledi.
Kola’ya göre, kredi alacaklarının sürekli el değiştirmesi ve menkul kıymetleştirilmesi, borçluların bilgilendirilmesi ve ilgili şirketlerle iletişim kurulması konusunda ciddi sorunlara yol açıyor.
Birçok durumda borçluların, borçlarını hangi şirketin yönettiğini dahi öğrenmekte zorlandığını ve bu nedenle ödeme planı oluşturulması talebiyle ilgili şirkete başvuramadığını ifade eden Kola, “Borçluların hepsi ödemelerini aksatan kişiler değil. ‘Ödemek istemiyorum’ diyenlerin tamamı da bu durumda değil. Çoğunluk, borcunu ödemek isteyen ve sürdürülebilir bir çözüm arayan kişilerden oluşuyor” diyerek, yetkili şirketin bulunması veya gerekli belgelerin temin edilmesi için aylarca beklemek zorunda kalan borçluların bulunduğuna dikkat çekti.
Kola ayrıca, kendilerine bildirilen banka hesabına taksit ödemeye devam eden bazı borçluların, daha sonra alacağın başka bir şirkete devredildiğini ve yaptıkları ödemelerin bekledikleri şekilde kayıtlara geçirilmediğini öğrendiklerini de dile getirdi. Bu durumun borçluların yaşadığı belirsizliği daha da artırdığını söyleyen Kola, aynı zamanda vatandaşların mali yükümlülüklerini yerine getirme çabalarını da zorlaştırdığını vurguladı.
Faizler, gecikme faizleri ve ek masraflar nedeniyle borçların büyümesi sorununa da özel bir parentez açan Kola, bazı durumlarda kredinin başlangıçtaki ana para tutarının önemli ölçüde arttığını belirterek, borçluların başlangıçta aldıkları miktarın çok üzerinde ödeme yapmak zorunda kaldıklarını kaydetti.
Kola, “Çözüm, vatandaşın yargıya başvurmak zorunda kalmadan önce ne kadar borcu olduğunu ve başlangıçta 80 bin euro olan bir kredinin nasıl 160 bin ya da 200 bin euroya ulaştığını tüm ayrıntılarıyla görebilmesidir” diye işaret etti.
Alacak yönetim şirketleri üzerindeki denetim tartışması
Alacak yönetim şirketlerinin denetlenme biçimine ayrı olarak değinen Kola, yürürlükteki mevzuata göre bu şirketlerin denetiminin Yunanistan Merkez Bankası’nın sorumluluğunda olduğunu hatırlattı. Ancak bu denetimin uygulamada ne ölçüde etkili olduğu konusunda ciddi şüpheleri bulunduğunu ifade eden Kola, “Kişisel görüşüm, böyle bir denetimin olmadığı ya da en azından olması gerektiği şekilde yürütülmediği yönünde” diye ekledi.
Geçmişte alacak yönetim şirketlerine verilen para cezalarından da bahseden Kola, vatandaşların işlerini zorlaştıran uygulamalar değişmediği sürece yaptırım uygulanmasının tek başına yeterli olmayacağını belirtti. “Önemli olan para cezası değildir. Vatandaş bundan doğrudan yarar sağlamaz. Vatandaşın asıl yararı, uygulamada neyin değiştiğini görmesidir” diyen Kola, etkin ve sürekli bir denetim mekanizmasının gerekliliğini vurguladı.
Avukat Kola ayrıca, denetim kapsamında şirketlerin borçluların taleplerine zamanında yanıt verip vermediğinin, açık ve anlaşılır bilgi sunup sunmadığının ve sürdürülebilir ödeme çözümleri bulunmasını kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının düzenli olarak incelenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Mahkeme dışı borç yapılandırmasındaki zorluklar ve yargı masrafları
Borçların yeniden yapılandırılması olanaklarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kola, mevcut mekanizmaların etkinliği konusunda temkinli bir yaklaşım sergiledi.
Kola, mahkeme dışı borç yapılandırma platformunun vatandaşlar açısından çeşitli zorluklar barındırdığını, bankalar ve alacak yönetim şirketleriyle yürütülen iletişim nedeniyle işlemlerin sık sık geciktiğini belirtti. Belirli sayıda taksit seçeneği sunulmasının tek başına yeterli bir çözüm olmadığını ifade eden Kola, her borçlunun gerçek mali durumunun dikkate alınması gerektiğini söyledi. Kola, “120 taksit tek başına sorunu çözmez. Sorun, vatandaşın borcunu yöneten kişi ya da şirketle doğrudan iletişim kurabilmesi, ne kadar borcu olduğunu tam olarak görebilmesi ve bu borcu nasıl ödeyebileceğini öğrenebilmesiyle çözülür” dedi.
Özellikle ileri yaştaki borçluların karşılaştığı güçlükleri de gündeme getiren Kola, bu kişilerin elektronik platformları kullanmak, dijital başvurular yapmak ve gerekli belgeleri çevrim içi olarak göndermek zorunda kaldıklarına dikkat çekti.
Kola’ya göre birçok durumda avukata başvurmak fiilen zorunlu hâle geliyor. Bu da ekonomik yükümlülüklerini yerine getirmekte zaten zorlanan vatandaşların üzerine yeni bir maliyet ekliyor.
Öte yandan zorunlu icra işlemlerine karşı hukuki itirazda bulunmanın karmaşık bir süreç olduğunu söyleyen Kola, bu işlemlerin sıkı süre ve usul şartlarına tabi olduğunu aktardı.
Kola, borçlular için mahkemeye başvurmanın tek gerçekçi çıkış yolu olmaması gerektiğini vurgulayarak, borç yapılandırma taleplerinin sunulması ve yanıtlanmasına ilişkin kuralların belirlenmesinin, etkin denetim ve uygulama olmadan sonuç vermeyeceğini ifade etti. Bu çerçevede yargının her davanın koşullarını esaslı biçimde incelemesi ve zorunlu icra işlemlerinin toplumsal sonuçlarını dikkate alması gerektiğini savunan Kola, konut kaybı yaşanmadan önce borçların uzlaşma yoluyla yapılandırılmasını kolaylaştıracak yargısal müdahale olanaklarının güçlendirilmesini önerdi.
“Birincil konutu %100 koruyamayız ama sürdürülebilir çözümler bulabiliriz”
Aile konutunun korunması için yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu yineleyen Kola, geçmişte Katseli Yasası ile ilişkilendirilen koruma sisteminin kaldırılmasının, ekonomik sıkıntı yaşayan borçlular açısından önemli bir hukuki boşluk yarattığını dile getirdi.
Her ilk konutun zorunlu icra işlemlerinden tamamen muaf tutulmasının gerçekçi olmadığını kabul eden Kola, buna karşın vatandaşların gerçek mali durumlarını dikkate alan ve borçlarını sürdürülebilir koşullarda ödemelerine imkân tanıyan bir sistem oluşturulabileceğini ifade etti.
“Birincil konutu %100 koruyamayız. Ancak vatandaşın kendi konutunu koruyabilmesini sağlayacak sürdürülebilir çözümler geliştirebiliriz” diyen Kola, böyle bir yaklaşımın hem alacaklıya hem de borçluya yarar sağlayabileceğini vurguladı.
Alacaklının, alacağı tahsil edebilirken borçlunun da evinde yaşamaya devam edebileceğini söyleyen Kola, “Borçlunun ödeyebileceği, mali açıdan sürdürülebilir bir taksit belirlenerek kendi konutunu koruması mümkün olabilir. Böylece alacaklı alacağını tahsil ederken vatandaş da insan onurunu koruyabilir” ifadelerini kullandı.
Danıştay kararı, yeni bir koruma sisteminin başlangıcı olabilir
Avukat Kola, danıştayın kararının hukuki önemine ilişkin soruya verdiği yanıtta ise, söz konusu kararın benzer davalarda kullanılabileceğini ve ilk konutun korunmasına yönelik farklı bir yaklaşımın geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.
Alacaklının alacağını tahsil etme hakkı ile aile konutunun korunması ihtiyacını dengeleyecek yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Kola, orantılılık ilkesini ve insan onurunu esas alan yargı kararlarının, borçluların hukuki argümanlarını güçlendirebileceğini belirtse de, bu kararların kapsamlı bir yasal çerçevenin yerini tutamayacağını ifade etti. “Bence bu konuyu yasal düzenlemeler açısından da ele almamız gerekiyor” diyen Kola, benzer yargı kararlarının mevcut durumun değiştirilmesine katkıda bulunabileceğini dile getirdi.
Değerlendirmesinin sonunda Kola, temel hedefin vatandaşların ekonomik yükümlülüklerini yerine getirirken toplumsal ve ekonomik açıdan tükenme noktasına sürüklenmelerini önleyecek koşulların oluşturulması olması gerektiğini vurguladı.
“Borçlunun başını dik tutmasına, borcunu ödeyebilmesine ve insan onurunu korumasına yardımcı olmalıyız” diye işaret eden Kola, aile konutunun korunmasının yalnızca hukuki bir mesele olmadığının, bunun aynı zamanda toplumsal adalet meselesi olduğunun altını çizdi.
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
