Trakya’daki azınlık –yine– (derin) devletin hedef tahtasında
Azınlık basınından okuyorum: Seçilmiş müftü Ahmet Mete’nin yayımladığı bildiriye göre, 28 Ocak’ta, bazı maskeli kişiler imam Hüseyin Cihan’ı (ki kendisi aynı zamanda Mete’nin şoförlüğünü de yapmakta) kaçırıp, bir arabanın içine sokmuşlar ve iyice küfrettikten sonra “Trakya’nın Bekçileri” grubundan olduklarını (yani, bundan iki ay önce Komotini’de Dostluk-Eşitlik-Barış Partisi’nin bürolarını yağmalayan grup) ve Mete’ye onu ve ailesini öldürecekleri mesajını iletmelerini istemişler.
Ayrıntılı olarak, Mete’nin “Gündem”e verdiği röportajda, bu kişilerin, imama “Agana söyle ayağını denk alsın. Onu takip ediyoruz. Yaptığı her şeyi biliyoruz. Onu öldüreceğiz ve ailesine çok büyük zararlar vereceğiz” dendiğini okuyorum.
Devamında, Mete, imamın bu mesajı kendisine getirmesi sonrasında, bazı etkinliklerde kendisini “takip eden” sivil polisleri aradığını, onlarla buluşup olanları anlattığını ve onların olanlara inanamadığını söylüyor. Yine aynı şekilde, Ksanthi milletvekili Hüseyin Zeybek’i aradığını, onun da Emniyet Müdürü’nü arayıp olaya müdahale etmesini istediğini de.
Sonra, Merkez’e gidiyorlar, olayın yaşandığı bölgedeki kamera kayıtlarından bazı belgeler buluyorlar –ve dikkat buyurunuz– bunlardan birinde “maskesiz biri, maskeli olan diğerine Hüseyin Cihan’ı işaret ediyor ve onlar da kendisine saldırıyorlar”. Ve –yine Mete’nin dediğine göre– Emniyet Müdürü, Cihan’a… “bu kişilerin İskeçe’li olmadığını” ve hedefin kendisi değil, Mete olduğunu söylüyor!
*
Bunlar olurken, aynı günlerde, “baş-MİTçi” ve meşhur “Türk-obur” Savvas Kalenderidis, çıkıp “Dimokratia”nın** sütunlarından azınlık mensuplarını Suriye’deki Türkmenlerin başına gelenlerden ders çıkarmaya ve… Ankara’nın tuzağına düşmemeye davet ediyor!
*
Kıssadan hisse:
1) Herhangi bir makamda oturan veya (derin) devletin veya faşistlerin hoşuna gitmeyen fikirlerini açıkça söyleyenler, çetelerce yakalanıp tehdit edilebilirler – ki bu durum, “başka dönemler”i anımsatıyor ve elbette devletin katılımı veya göz yumması olmadan gerçekleşemez.
2) Herhangi bir azınlık mensubunun başına bir şey gelirse ve suçlu bulunursa, fakat bu kişi başka bir şehirden ise, cezalandırılmıyor. Bu vesileyle bize kötülük yapacak olan kişiler şehrimizde yaşamıyor ve her gün yolda karşılaşıp “Merhaba” dediğimiz kişiler değil, bundan emin olabiliriz. Bunun için sevinebiliriz.
3) Azınlık mensupları “hayvan” ve “Türk Konsolosluğu’ndan ödenen” birkaç kişiye inanıyor ve onları takip ediyorlar – ve eğer böyle yapmaya devam ederseler, Suriye’li Türkmenler gibi “yurtlarını kaybedecekler”.
4) Trakya’daki çoğunluk mensupları, “aklınızı başınıza toplayın!”
*
Şimdi, tabii, bazı arkadaşlar diyecekler ki: “Yahu Mustafa, geçmişte o kadar ağır şekilde ‘yerden yere vurduğun’ Mete’nin avukatlığını mı yapıyorsun?”
Hayır, kimsenin avukatlığını yapmıyorum. Ülkemin demokrasisini ve özgürlüklerini savunuyorum.
Eğer Mete (veya herhangi biri) yasadışı bir şey yapmışsa, eğer gerçekten “hain” veya “Türkiye ajanı” ise, Adalet’e sevk edilsin. Mezara değil!
İkincisi, eğer birileri, böyle hareketlerle azınlığı terörize edip “düzene sokacaklarını” zannediyorlarsa, ciddi şekilde yanılıyorlar. Tek başaracakları, azınlık mensuplarının ülkelerine olan inanç ve sevgilerini daha da çok yitirmelerine ve kendi milliyetçiliklerine yönelmelerine ve bölgede daha koyu bir “Apartheid” oluşmasına katkı sağlamak olacaktır.
Üçüncü ve en önemlisi –ve bu noktada Stilyanidis’ten Kalenderidis’e tüm milliyetçi bloku bir kez daha tahrik ediyorum– şu “Trakya’da oynanan oyunlar”, konsolosluklar vs. sakızını çiğnemeye bir son verilsin. Daha fazla “kof söz” istemiyoruz. Elinizde ne belge varsa çıkarın (madem ki var olduğunu söylüyorsunuz, hatta Stilyanidis bunları 2015 Noeli’ne kadar yayınlayacaktı). “Başka ülkeler tarafından ödenen” kim varsa dava edin. Aksi halde çenenizi kapayın! Kimse size koskoca bir azınlığı (veya en büyük kısmını), yani bu ülkede yaşayan, askerlik yapan, vergi ödeyen, bu ülke için şehit vermiş insanları, bu ülkenin “düşmanları” gibi gösterme ve çetelerin hedef tahtasına koyma hakkını vermiyor.
*
Milliyetçilik, savaş çığırtkanlığı ve terörle “Karagöz oyunları”na son! İki toplumu asıl temel problemleri olan yoksulluk, işsizlik, vergi talanı, demokrasi eksikliği, kısacası memorandurumların ve euro para biriminin “postalı” sorunlarından başka yere yönlendirme çabanız, tutmayacak!
Azınlık mensupları ve çoğunluk mensupları, Hristiyanlar ve Müslümanlar, elele, ortak, sınıfsal, birleşik mücadelelerle, sizi hak ettiğiniz yere göndereceğiz: Tarihin zaman dolabına.
Siz memorandum mu? Biz mücadele. Siz terör mü? Biz demokrasi. Siz kin ve ırkçılık mı? Biz dayanışma.
Hodri meydan…
*Μustafa Çolak, şair, gazeteci, çevirmen.
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
