Paris’teki terör saldırısı ve sonrası
Fransa başkentinin 13 Kasım Cuma akşamı maruz kaldığı terör saldırısının ertesinde, uluslararası kamuoyu, uluslararası terörle mücadele konusunda –İslam Devleti’nin kanlı saldırısı örneğindeki gibi– yeni sorunlarla karşı karşıya kaldı. Uluslararası topluluk, IŞİD’in bu yeni kanlı saldırısı sonrasında ne yapmalı? Avrupa topraklarında benzer terör saldırılarını önlemek için, ne gibi önlemler alınmalı? Ne tür tehlikeler doğabilir? Avrupa politikası göç sorunundan ne derecede etkileniyor? Bunun da ötesinde, İslam Devleti’nin Yunanistan’ı hedef tahtasına oturtma ihtimali ne derece yüksek?
Uluslararası Hukuk Profesörü sn. Grigorios-Evaggelos Kalavros, olayları ağırbaşlı ve serinkanlı bir gözlemle, “Paratiritis tis Thrakis” için analiz ediyor; Paris’teki terör saldırısının ertesinde uluslararası topluluğun hemen harekete geçmesi gerektiğini, ancak bunu yaparken serinkanlı olması gerektiğini, demokratik kazanımlarını ve kurumlarını kurban etmeden yapması gerektiğini vurguluyor. Avrupa sınırlarına yönelen göçmenlerin terörist olarak değil, Suriye’deki İslam Devleti’nin yaptıklarının kurbanı olarak algılanmaları gerektiği tespitini yaparken, sn. Kalavros, Yunanistan’ın teröristlerin hedef tahtası haline gelmesi ihtimali konusunu ise güven verici konuşuyor.
«Böyle bir saldırı beklenmeliydi, ancak teröristlerin stratejik avanataj olarak hızlı hücumları hariç»
İslam Devleti’nce Avrupa’nın kalbine yapılacak böyle bir saldırının beklenip beklenmediği sorusunu, sn. Kalavros, Suriye sorununa bulaşmış devletlerin ekstra önlemler almaları gerektiğini söyleyerek yanıtlarken, diğer yandan teröristlerin stratejik avantaj olarak hızlı hücum ettiklerini kabul etti. “Gerçek şu ki, İslam Devleti tarafıdan son zamanlarda uygulanan baskının dozunun artırılması, bu örgütün Suriye’de hizmet ettiği vahşetin neticesi” dedi, “Suriye sorununa –dolaylı veya direkt olarak– bulaşmış devletlerin ekstra güvenlik önlemleri almaları gerekiyordu. Tabii böyle bir saldırı beklenmeliydi, ancak teröristlerin stratejik avanataj olarak hızlı hücumları hariç; çünkü bu sayede çoğu zaman kendileri için gerekli önlemi almak ve onları engellemek zorlaşıyor”.
«Göçmenlerin gelecekte yapulacak terör faaliyetlerinin üyeleri olarak değerlendirilmesi, uluslararası topluluk için yanlış olur»
Sn. Kalavros’a göre uluslararası topluluk için amaç, İslam Devleti’ne bir an önce tepki vermek olmalı, “çünkü bir şekilde bir ‘kutsal savaş’ olarak tanımlanan fenomenle karşı karşıya. Merhum Usame Bin Ladin, uluslararası politikanın stratejik yanlışları sebebiyle, bir ‘kutsal savaş’ durumu oluşturmayı başarmıştı. Yani çeşitli bölgelerde çeşitli terör örgütleri oluşturmuştu ki bunlardan biri de şu anda Suriye’nin güneyinde ve ‘kutsal savaş’ koşulları oluşturmuş durumda. Elbette bu ‘kutsal savaş’ın Peygamber’in inançsızlara karşı öngördüğü kutsal savaşla bir alakası yok, çünkü şu anda Müslümanlar topluluk olarak böyle davranmıyorlar, ne de bireyler. Bu konuda net olalım. Çünkü aklımızda bulundurmalıyız ki, göçmenler, ‘kutsal savaş’ın da İslam Devleti’nin de savaşçıları değiller. Aksine, onlar da, tıpkı Paris’teki saldırının masum kurbanları gibi, İslam Devleti’nin kurbanları. Uluslararası toplum için göçmenleri, sırf Müslüman oldukları için, olası terör eylemlerinin müstakbel üyeleri olarak görmek yanlış. Onlar da kurban, Fransızlar gibi, tüm diğer insanlar gibi”.
«Uluslararası topluluk bilmeli ve Güvenlik Konseyi, geçmişte olduğu gibi, toplu eyleme geçmeli»
“Bu fenomenler yüzünden insan haklarını ve bireysel özgürlükleri kısıtlayacak aşırı önlemler alınmamalı” diyor sn. Kalavros. “Gerek devletlerin ulusal hukukunda, gerek uluslararası hukukta, terör fenomenleriyle nasıl mücadele edileceğinin yöntemler var. Uluslararası topluluk, bazı uluslararası sorunları bilmeli ve birlikte mücadele etmeli ve Güvenlik Konseyi, geçmişte olduğu gibi, toplu eyleme geçmeli. Kore savaşı durumunda mesela Güvenlik Konseyi, karar aldı ve bir uluslararası seferi kuvvetleri oluşturdu, uluslararası hukuk yönünü böylece kapatarak, terör suçunu bastırmak adına”.
«Güvenlik Konseyi kurumu için San Francisco Haritası’nda yenilemeye gitmek için şartlar olgunlaşmış bulunmakta»
Sn. Kalavros, Güvenlik Konseyi kurumunun 1948 San Francisco Anlaşması gereği, 5 daimi üyenin veto hakkı olduğu ve böylece Yugoslavya ve Irak örneklerinde olduğu gibi kararları bloke edebildiğini söyledi. “Güvenlik Konseyi kurumu için San Francisco Haritası’nda yenilemeye gitmek için şartlar olgunlaşmış bulunmakta. Genişletilmiş ve bugünün uluslararası sahnenin ‘oyuncu’larına cevap veren bir Güvenlik Konseyi tasarlanmalı”.
«Göçmen sorununa bunlar Müslüman, o halde olası terörist açısından bakmamak lazım»
“Göçmen sorununa, ki bu ebedi bir sorun, bunlar Müslüman, o halde olası terörist açısından bakmamak lazım. Onlar da kurban. Avrupa, ki Avrupa Birliği olarak bu tarz uluslararası sorunların önlenmesinde dünya çapında bir ‘oyuncu’, ne kazanılmış hak olan bireysel hakları, ne de Schengen anlaşması gibi kurumlarını kurban etmemeli. Sınırlara geçici olarak kısıtlanma konulması mümkün, ancak hiçbir şekilde Schengen kazanımı terk edilmemeli, yani Avrupa Birliği içinde insanların serbest dolaşımı ve sınırların kaldırılması. Diğer yandan, Avrupa Birliği’nin ortak dış politikasının güçlendirilmesi ve yine aynı şekilde Lizbon Anlaşması’yla öngörülmüş olan savunma kolunun güçlendirilmesi için güzel bir fırsat, ki Avrupa Birliği, tarihi rolünün hakkını verebilsin; çünkü bugün Amerikan egemenliği çekilmekte”.
«Bu terör eylemi, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile işbirliğini zorlaştırabilir»
Sn. Kalavros’a göre, bu terör saldırılarının olumsuz etkilerinden biri de göç sorununun önüne geçilmesindeki Türkiye’nin tavrı. “Suriye sorununun çözümü için bundan sonra nasıl hareket edeceği yönünde çok düşünecek. Öyle zannediyorum ki, birkaç gün önce, Viyana konferansı Suriye sorunu için ortak çözüm araştırılmasını gündeme getirmişti, şimdi önünde çok iş var. Türkiye’nin rolü şimdi biraz karmaşık, çünkü bir yandan Erdoğan’ın partisi son seçimlerde parlamenter çoğunluğu sağladı, diğer yandan –unutmayalım ki– ılımlı bir İslamcı parti. Güçlü olduğunu hissetmesinden kaynaklanan açılımlar yaptı ki, bunları kimse Türkiye’deki cumhuriyetçilerden bile beklemiyordu. Örneğin Davutoğlu hükümetinin aldığı Türk ortaokullarına Hristiyanlık dogmasının seçmeli ders olarak girmesi. Bu başka bir hükümetle, başka şartlarda anlaşılmaz ve akıl almaz olacaktı. Bir yandan, yani, bir partinin kendini güçlü hissetmesi durumunda, ki şimdi daha da güçlü hissedecek, bu tarz açılımlar yapabildiğini görüyoruz. Ancak diğer yandan son tahlilde ılımlı islamcı bir parti ve ‘kan suya dönüşmez’. Türk dış politikasının İslam Devleti’yle mücadele konusunda net bir tavır alana kadar ne zorluklardan geçtiğini unutmayalım. Ki bunda zorluk çekiyor çünkü yanında Kürt probleminin baskısını hissediyor. Özetle bu son terör saldırısı göçmen sorununda da, Suriye sorununda da çözümü karmaşıklaştırıyor. Bir yandan köklü bir çözüm için neden olabilirdi, çünkü bugüne kadar geçici bir çözüm olarak Esad’ın geçici olarak iktidarda kalmasına karşı çıkanlar, göçmen hızıyla ve Putin’in tepkisinin bükülmesiyle bundan vazgeçtiler. Bu terör olayının Türkiye’yle Avrupa Birliği arasındaki işbirliğini zorlaştıracağını düşünüyorum; diğer yandan ise Suriye sorununda ortak çözüm için bir hareket noktası olabilir. Böyle bir gelişme göç sorununda da çözüm demek çünkü eğer Suriye’de barış olursa, göçmenler Avrupa Birliği’ne gelmeyecek”.
«Ülkemizin uluslararası terör veya İslam Devleti terörünün hedef tahtasına girme korkusu yaşaması gerektiğini hissetmiyorum»
Son olarak, sn. Kalavros, ülkemizde son 20 yıldır uygulanan dengeli dış politikanın, ülkeyi İslam Devleti’nin yakın zamandaki hedef listesinden çıkardığını söyledi. “Şahsen Yunan dış politikasını ürkek ve zamanın mesajlarını alamayan, açık ulusal cephelerimizde çıkarlarımızı güvence altına almaktan mahrum bir politika olarak tanımlıyordum. Ancak şimdi, hiç duraksamadan söyleyebilirim ki, ülkemizde son 20 yıldır uygulanan dış politika, ülkeyi uluslararası terörün hedef listesinden çıkardı. Yunan dış politikası 20 yıldır dengeliydi ve hiç tahrik etmedi. Ayrıca ülkemizin göçmenlerin geçişini kolaylaştırması, Müslüman toplumunda, Müslüman kamuoyunda sempati kazandırdı. Bu yüzden ülkemizin yakın zamanda terör veya İslam Devleti terörünün tahtasına gireceğini düşünmüyorum. Bu Avrupa Birliği çerçevesinde bir dış ve savunma politikaları işbirliğine katılmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Elbette ki, ön plana çıkmadan. Şu ana kadarki dengeli politikaların güçlenerek sürdürüleceğini düşünüyorum”.
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
