Türk şiirinin asî ismi Küçük İskender hayatını kaybetti

Ο Παρατηρητής της πολυφωνίας

İskender bir süredir kanserle mücadele ediyordu
 
inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize! 
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak..
göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin! 
artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!

 
Çağdaş Türk şiirinin önde gelen isimlerinden Küçük İskender adıyla tanınan, gerçek adı Derman İskender Över, hayatını kaybetti. Küçük İskender için 4 Temmuz Perşembe günü Ortaköy Büyük Mecidiye Camisi’nde öğle namazına müteakip cenaze namazı kılınacak.
Küçük İskender’e geçen yıl kanser teşhisi konulmuştu. 55 yaşındaki şair ilerlemiş safhadaki hastalığını Bodrum’daki evinde sürdürdüğü tedaviyle atlatmaya çalışıyordu. Küçük İskender en son “İkinci Waliz” adlı şiir-metin-günlük kitabıyla okurla buluşmuştu. 
İskender, daha önce verdiği bir röportajında, “Benim öldüğümü duydukları gün dansa gitsinler. Bir gün önce dansa gidenler de çok özledikleri sevgililerini arasınlar. Arayanlar varsa parti versinler. O gece. Çok eğlensinler. Ben öldüm diye eğlenmesinler. Böyle bir adam yaşadı diye eğlensinler” demişti.
 
Yekta Kopan: Beyoğlu şimdi öksüz kaldı; uğurlar olsun
Küçük İskender’in vefat haberini twitter hesabından duyuran yakın dostu Yekta Kopan, birlikte çekilmiş bir fotoğraflarını kullandı ve şu ifadelere yer verdi:
“Gözlerim sığmıyor yüzümü Küçük İskender, çok direndin, veda ederken bile direnmeyi öğrettin. Buraya kadarmış. Bütün devrimlerin en huysuz kahkahasıydın. Uğurlar olsun İskender”
“Daha 56 yaşındaydı. Ölürken de ‘küçük’ kalmayı başardı. 90lı yılların Beyoğlu’su biraz da İskender demekti. Hani şu çok değişti dediğimiz Beyoğlu. Bir kenara not düşelim ki, Beyoğlu şimdi öksüz kaldı.”
 
Ahmet Ümit: Ölüm değil, çoktan yendin sen onu. Ama çok derin bir uyku bu İskender
Yazar Ahmet Ümit de Küçük İskender için sosyal medyada, “Ölüm değil, çoktan yendin sen onu. Ama çok derin bir uyku bu İskender” paylaşımında bulundu. Ümit, şunları kaydetti:
 
“Ölüm değil, çoktan yendin sen onu. Ama çok derin bir uyku bu İskender. Keşke hiç uyumasaydın be kardeşim…”
 
Datça Belediyesi’nden Küçük İskender paylaşımı
CHP’li Datça Belediyesi, resmi sosyal medya hesabından, 55 yaşında hayatını kaybeden Küçük İskender’e ilişkin bir paylaşımda bulundu. İskender’in dizelerini paylaşan belediye, “Temmuz yırtılıyor yazın ortasında ve sen şiire iltica ettin…” diye yazdı.
 
Küçük İskender kimdir?
 
1964 yılında İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne girdi, son sınıfında okulu bıraktı. Ardından İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümüne girdi, 3 yıl sonra bıraktı. 1980’li yıllardan başlayarak günümüze kadar çeşitli dergilerde şiirler, eleştiriler, denemeler yazdı. İlk şiiri Milliyet Genç Sanat Dergisi’nde, İskender Över ismiyle çıktı. Profesyonel olarak 1985’te Adam Sanat Dergisinde şiirleri yayımlanmaya başladı.
Kimi çıkan antololojilerde şiirleri basıldı. Kanada’da çıkan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD’de ise Murat Nemet Nejat’ın ‘eda’ kavramında yoğunlaştığı Türk şairleri antolojisinde kendine yer buldu. İtalya’da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışması’nda (La Giovane Poseia D'europa Nel 1999) ilk ona girdi ve şiirleri bu şairlerle kitaplaştırıldı.
2000 yılında Orhon Murat Arıburnu Ödülleri’nde Bir Çift Siyah Deri Eldiven adlı şiir kitabıyla birincilik aldı.
2001 yılında Almanya’da, 2002 yılında Hollanda’da çeşitli şehirlerdeki etkinliklerde, 2005’te Avusturya’da, 2007’de Kuzey Makedonya’da, 2008’de İsveç’te konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla kendini dile getirdi.
2003 yılında Berlin’de düzenlenen İlk Türk Eşcinseller Kongresi’nde bu konudaki bildirisini okudu.
2004’te NewYork’ta ve Kuzey Coralania’da üniversitelerde konuşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu.
2006’da İskender’i Ben Öldürmedim adlı şiir kitabıyla Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü kazandı.

2014’te 7.si verilen Erdal Öz Edebiyat Ödülü Küçük İskender’e verildi. Jüri ödülün gerekçesini “Türk Şiiri’ne getirdiği özgün soluk ve şiir dilinin geliştirilmesinin yanı sıra otuz yıl boyunca tavrındaki tutarlılık” olarak özetledi.

Çin lokantası
 
‘beni sevmene asla izin vermeyeceğim’
diye yazmıştın kapımdaki not defterime
kendi kapımı çalmak zorunda kalmıştım
içerde olmadığımı bile bile
 
gövdeni hatırlıyorum ansızın bu kış ormanında işte
uzun, büyük, parlak
siyah ve vahşi! 
parçalayacak kadar siyah
ve onarabilecek kadar vahşi! 
sanki
aşka hayattan daha fazla özen gösteren, çocuksu
ama hep parçalanmış, hırpalandıkça palazlanmış bir ziyaretçi!
 
gövde’nin tarihi’nde yan yana dururdu yalnızlıklarımız
plastik ve acımasız, zehirli ve karmaşık
kısaca, birbirlerine sevgiyi öğretmeye çalışırken
birbirlerine kan içirdiklerini anlayan iki serseri aşık!
 
ellerin saklamaya çabaladığı o şehir gecesi
başın omzumda, gözlerin kapalı, saçların açık
giderken citroen: dudaklarını döven neon gazı
dudaklarındaki kazı tozu, ‘ölelim mi?’ demiştin
bak şimdi tam sırası!
 
dağlarda bir çin lokantasıydık senle ben
müşterisiz
mütemadiyen ağlamaklı
için için eğlenceli
temiz…
çevresinde çizgifilm hayvanlarının oynaştığı
bir çin lokantasıydık dağlarda senle ben
bir tahta masa, iki iskemleyle sınırlıydı ülkemiz!
 
mesela
yeni pişmiş pirinç pilavı dilinin üstünde yürürdü kokarca
ve sağ kulağındaki yabanıl bitki örtüsü
biz birbirimizin çatalı, bıçağı
biz birbirimizin incecik hırsızı, gönül süsü
ayrılık, bir yutulmaz lokma gibi kaldı boğazımızda!
 
sevgilim, sevdanın sevdaya ettiğini etmez et, kemiğe
sarayın çıkışlarını tutarken uyuşturucu ve kaftan
merdivenlere yığılıp ölen son şehzade
son fırsat, kaçınılmaz son düet, son soytarının son yemini
son sonsuzluğa dokunan küstah kızıl kanaviçe!
 
dağlar, dersini verir acının kuşkusuz
aslolan, savruk ruhlara yakışan sahici ölümler bulmakta
yoksa kimin kimin tabutunu çakacağı mühim değil! 
gecenin koynuna ihanet, bir orospu gibi sokulmakta!
 
Işıktan ışığa geçen o tenha yolda
o karanlık nefes alışta ve o darmadağın boğulmada
seni sevmeme asla izin vermediğin o kör noktada
o hırçın, o fazla erkek, fazla kadın noktada
tanımadığım
tanımaya kalkışmadığım
izahı zor, kavranması imkansız bir hastalık gibi
ilerledim gövdenin gövdemi bulandırdığı
şaha kaldırdığı boşluklarda! 
iz sürmedim
ad sormadım
dönüp bakmadım ardıma!
 
hatırla sevgilim, mutlaka sen de hatırla
o kadar çok kovaladık ki hayat içersinde
kendi kendimizi
mecali kalmadı hayatların başka hayatları yakalamaya!
 
‘beni sevmene asla izin vermeyeceğim’
diye yazmıştın kapımdaki not defterine
ben de eklemiştim altına:
 
‘aşkı dövmek lazım
kalbe terbiyesizlik ettiğinde!..’
 
küçük İskender

 

google-news Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.