“Solcu” Türkfobikler
Son yazılarımla ilgili e-posta ve yorumları okurken, her hafta düzenli olarak “Paratiritis”te yazma kararımın, ne kadar doğru bir karar olduğunu daha iyi anladım.
«Türk milliyetçiliğini destekleme»
Facebook’taki en beğendiğim troll-sayfalardan biri, Güleryüzlü Sosyalizm, geçenlerde, sağcı ve “solcu” Türk milliyetçilerinin kendilerine gönderdiği mesajları yayınlıyodu. Birincileri küfürler ve “Komünizme ölüm” gibi “sloganlar” gönderirken, ikincileri, Kürtler’le ilgili her paylaşımdan sonra “Admin Kürt milliyetçiliğini destekleme” diye mesajlar gönderiyorlardı.
Aynı yorumları, benim yazılarım için, bazı bidon kafalı-faşistlerin dışında, bazı “solcular”, hatta “otorite karşıtları” da gönderiyordu.
Diğer yandan ise bir arkadaşım-meslektaşım, bir solcu olarak bana katıldığını söyledikten sonra, “neden Türk milliyetçiliği ile ilgili de yazmıyorsun?” diye soruyordu.
(Yasadır: Eğer Türk milliyetçiliğiyle ilgili yazacaksan, Miço amcanın okuması için Yunanca olarak değil, Hasan aganın okuması için Türkçe ve onun okuduğu yayın organlarında yazacaksın. O yüzden, bi’ zahmet Türkçe öğrenin ve azınlık basınında yıllardan beri yazdıklarımı okuyun – dil kursları da işsiz kalmasın!)
«Pomakları ve Romanları Türkleştiren Konsolosluk»
Bir ikinci husus ise, yıllardır sürekli –ama sürekli– üzerinde durdukları: “Pomakları ve Romanları Türkleştiren Konsolosluk için niçin tek kelime etmiyorsun?”.
Konsoloslukların (gerek Komotini’deki gerekse İstanbul’daki) rolü üzerine, isterseniz bir başka yazıda tartışalım; ki size bazı belgeler de sunayım. Ancak birinin Konsolosluğun Pomakları Türkleştirdiği’ni iddia etmesi için, ya tarihten bihaber olması lâzım, ya da “bidon kafalı”.
Şu çok basit sebepten dolayı: Pomaklar’ın %98’i –bundan yıllar önce– Türk Konsolosluğu kendilerine para, televizyon, çanak anten vs. verdiği için değil; paranoyak Yunan devleti Türkiye’yle yaşanan her diplomatik kriz sonrasında Türkler’le birlikte Pomaklar’a da baskı uyguladığı için (Yasak Bölge uygulmasını duydunuz mu hiç, bayım?) Türkleştiler. Ve bu –gayet doğal olan– oto-Türkleşme, kendi ülkelerinde “tehlikeli” ve “istenmeyen” kişiler olarak, olası bir “kaos” durumunda Türkiye’nin kendilerini koruması için oldu (gördün mü, dostum, kendi ülkesinde kendini güvende hissetmeyenlerin neler yapabildiğini!)
Diğer yandan, Romanlar içinse aynı şey geçerli değil: Ben, 28 yıllık ömrümde, köken/kültür/dil olarak Roman olan hiç kimsenin Türk olduğunu söylediğine şahit olmadım.
Niye küplere biniyorsunuz?
Ama olayın en trajik yanı şu ki, “Konsolosluk Pomak-Romanları TÜRKLEŞTİRİYOR” diye söze başlayan “solcular” bile, Trakya’daki azınlıktan bahsederken Pomak, Roman ve Müslümanlar’dan bahsediyorlar. (1. şizofreni: Pomaklar ve Romanlar Müslüman değil mi? 2. şizofreni: Madem ki Konsolosluk bu kadar kişiyi Türkleştiriyor, “Türkleşmiş” bile olsa Türkler nereye gitti?)
Solun içerisinde bile “Türk” kelimesini duyunca küplere binilirken, bu “Türkfobi”den sonra…
…kendini Türk olarak tanımlayanların, “kendi” milliyetçiliğine yönelmesi gayet doğal değil mi?
Tüm bu anlattıklarımdan sonra, “Türk’üz”den başka hiçbir şey söylemeyen Dostluk-Eşitlik-Barış Partisi’nin azınlık oylarının %90’ını alması sizce de normal değil mi?
Bu noktada bir sola ihtiyacımız var
Burada, tam da bu noktada, solun içerisindeki Türkfobik/milliyetçi sesleri “kırmamız” lâzım. Ülke olarak, şu anda, böyle bir sola ihtiyacımız yok!
Azınlık mensuplarının ülkesine olan güvenini, saygısını, sevgisini geri kazanmasında “köprü” rolü oynayacak bir sola ihtiyacımız var.
Sıradan bir azınlık mensubunun, kendini ülkesinde –askerlik yaptığı, vergi verdiği, çalıştığı ülkesinde– hissetmesi lâzım; kendisini “tehlikeli” ve başka bir ülkenin “hafiye”si sayan bir ülkede değil.
Sıradan bir azınlık mensubu, kendini eşit vatandaş olarak hissetmeli; en ufak bir diplomatik krizde dayak yiyecek, dükkânı yağmalanacak, evi yakılacak bir “kurban” değil.
Burada hem Yunan hem de Türk (madem duymak çok hoşunuza gidiyor) milliyetçiliğine eşzamanlı olarak “gol” atacak bir sola ihtiyacımız var.
Bunca yıldır dışlamalar, ırçılıklar, her yerde düşman görme paranoyaklıkları bizi bu duruma sürükledi. Ve görüyoruz ki, sonuç olumlu değil.
Niçin diğer yolu denemeyelim: Demokrasinin, özgürlüklerin, dayanışmanın yolunu?
Burada, asıl düşman olarak yerli ve yabancı sermayeyi, memorandumları, euro para birimi “postalı”nı, ırkçı AB’ni, Yunan milliyetçiliğini, bölgede çeşitli odaklarla “sürtünürken” milliyetçi söylevi yükselten sistem partilerini (ND-Potami-SyRizA-PaSoK) hedef tahtasına koyacak bir sol lâzım… tesadüfen farklı bir köken/kültür/dil/dine mensup olarak doğmuş ve bunu yaşatmak isteyen, annesinin kendisine söylediği ninniyi/türküyü söylemek isteyen, dedesinden öğrendiği halk oyununu oynamak isteyen sıradan insanları değil.
Eğer bunu başarabilirsek, ülke tarihinde kalacak en yurtsever (madem ki bazılarınızın hoşuna gidiyor) duruşu sergilemiş olacağız…
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
