ŞERİAT’IN REVİZYONUNU KOLAYLAŞTIRAN BİR ÖĞE DAHA YUNAN-TÜRK ZITLIĞI
GÜNDEMİ YORUMLARKEN
“Azınlığın Şeriat İmtiyazı” başlıklı yazımızda, Şeriat uygulamasında olumlu değişikliğin hangi koşullar altında gerçekleştiğini yazarken ve konjonktürü oluşturan öğeleri sayarken, Yunan Derin Devletinin tezlerinden gerilediğine, revizyona karşı direnmediğine, hatta onu desteklemek zorunda kaldığına işaret etmiştik. Ama bu tavır değişikliğini nedenlemeyi ihmal ettik. Oysa araya giren öğlelerden başlıcası idi, Yunan-Türk zıtlığı, ve Meclis’teki partilerin (Altın Şafak hariç) oybirliğiyle karar almalarına yol açmıştır.
Yunanistan ile Türkiye’nin BTT Azınlığı üzerinde rekabet konularından biri, hatta başlıcası, öteden beri Şeriat ve genel olarak din konusu idi. Kemalist ve laik Türkiye Şeriat’ın kaldırılmasını isterken, Yunanistan onu muhafaza ediyordu, İslamcıları Türkiye’ye karşı müdafaa ederek. “Bak, ben belki bir ‘gâvur’ memleketim, ama İslam’a ve Şeriat’a Türkiye’den daha çok saygı gösteriyorum. Οnun için beni sev, Türkiye’den uzak dur. İstersen İslamı öğretmek için çocuklarını Arap ülkelerine tahsile de gönderirim.” Yunanistan, böylelikle, Azınlıkta tehlike olarak gördüğü Kemalist ilkelerden ilericilik, yenilikçilik ve Türkçülük akımının önüne geçmeyi umut ediyordu.
İslamcılara destek, 50’li yıllarda iki ülke arasında su sızmazken ve İslamcılar resmen kenara itilmişken bile Yunan Derin Devleti aracılığıyla el altından hep sürdürüldü. Daha sonra 1974’te Türkiye İslamcıları “affettikten” sonra da Yunanistan’ın tavrında bir değişiklik olmadı. Bunca yıllık siyasî yatırımdan kolay vazgeçilemezdi. Yunanistan bu yatırımdan Müftülük sorunu ortaya çıktığında yararlandı. Türkiye o zamana kadar küçümseyip değersemediği Müftüleri 1974’ten sonra yanına çekmeyi başarmış ve bu olay Yunanistan’ı çok rahatsız etmişti. Gümülcine ve İskeçe müftüleri vefat edince, yeni müftülerin kimin nüfuzu altında olacağı konusunda iki ülke arasında bugüne dek devam eden korkunç bir rekabet başladı. Tabiî, beklendiği gibi, Atina Ankara’ya müftüleri ben tayin edeceğim, senin tayin etmene müsaade etmeyeceğim dedi, ve dediğini yaptı.
Türkiye’nin 1974’ten sonra İslamcı kesime yaklaşımını samimî bulmayanları haklı çıkaran gelişmeler oldu, bu da Yunanistan’ın o kesim üzerindeki nüfuzunun azalmasını engelledi. 1987’lerde Türkiye’ye giriş yasakları konulmaya başlayınca, ilk mağdur İslamcıların lideri eski milletvekili Hafız Yaşar idi. Nedeni hiçbir zaman açıklanmadı, “canımız öyle istedi, sana hesap mı vereceğiz?” Açıklanamazdı, açıklansaydı, korkunç bir skandal olacaktı, hak hukuk bakımından o kadar değil, özellikle ahlak bakımından, tüm Azınlığın Türkiye’ye olan güvenini sarsarak. Tabiî aynısı, giriş yasağı konulan herkes için geçerliydi. Hafız Yaşar’ın cezalandırılması, İslamcılığı veya Yunan yönetimine yakınlığı ile alakalı sanıldı, öyle yorumlandı, ama aslında hiç öyle değildi.
Küçük ama ilginç bir başka olay, İslamcıların göz bebeği medreselerin kapanması için yapılan bir çağrıya Koca Kapı’nın baskısıyla bizzat medrese mezunlarından imza toplama girişimidir ki, öykü uzun süreceği için anlatmaya girmeyeceğim.
Yunan Derin Devletinin İslamcılara desteği ve karşılıklı güven, Türkiye’de AKP iktidara geldikten sonra da devam etti. Şeriat konusu gündemi işgal etmeye başlıyalı beri birkaç kez anlattığım olayı bir kez daha tekrar edeceğim. Frangudaki Programı ile ΕΛΙΑΜΕΠ vakfı tarafından Lozan’ın 90. yıldönümü münasebetiyle 22-23 Kasım 2013 tarihinde Gümülcine Vilayet Konağı’nda düzenlenen etkinlikte Şeriat tartışılırken, Şeriat’ın kaldırılmasını isteyen Çiçelikis, Ktistakis ve Halil Mustafa’ya kibirli bir eda ve Derin Devlet ağzı ile Din İşleri Müsteşarı Georgios Kalancis şöyle yanıt veriyordu: “Hiç kıçınızı yırtmayın. Devlet, Şeriatı muhafaza etmeye kararlıdır.”
Ancak sonraki yıllarda bazı gelişmeler Yunan Derin Devletinin bu kararlılığını sarsmaya başladı. AKP iktidarı, artık maskesini çıkarıp atmış, siyasî İslam olarak Türkiye’deki Kemalist yapılanma ve laik yönelimi yıkıp İslamcı bir yapı inşa ediyordu, Şeriatçı eğilimlerini de gizlemeden. Yunanistan’ın Azınlıkta İslamcılığı desteklemesinden ve Şeriat’ı uygulamasından değil şikayet etmek, mümkün olsa ve utanmasa belki açıkça memnuniyetini dile getirecekti. Kadir Mısıroğlu gibi bazı propagandistler bu nedenle Yunanistan’a teşekkür etmekten çekinmiyorlardı. Yunanistan ile Türkiye Azınlık konusunda bir bakıma el ele vermiş görünüyorlardı. Olacak şey değil! Üstelik bu koşullarda Yunan Derin Devletinin İslamcı tabanı AKP şemsiyesi altına kaymaya başlamıştı. 95 yıllık azınlık tarihinde hiçbir Türk siyasî partisi Azınlık içinde örgütlenmeye gitmemiştir. Böyle iddialar var, ama bunların aslı yoktur. Azınlık içinde hem de böylesine örgütlenen ilk Türk partisi AKP’dir. Böylelikle Yunanistan’ın azınlık politikası dolaylı olarak AKP’nin azınlık politikasına hizmet ediyordu. Ha gel de çatlama!
Yargıtay, “Trakya’da azınlık mensubu Müslümanlar Şeriat gereği vasiyetname tanzim edemezler” hükmünü verip, bir vasiyetnameyi iptal ederek tüm müslüman vasiyetnamelerinin iptali için yol açınca, açıkça bir insan hakları ihlali olan bu olay karşısında başka konularda dilinden durulmayan bizim Ankara dut yemiş bülbül gibi sustu. Neredeyse Atina’yı tebrik etmeye koşacaktı. Zira inancımıza göre “Şeriat karşısında boynumuz kıldan incedir”. Yunanistan tepki bekliyordu, gelmeyince sarsıldı. “Ne oluyoruz, Türkiye’nin oyununu mu oynuyoruz?” gibilerden. Yunanistan’da her şey sineye çekilebilir, ama Türkiye’nin oyununa gelmek asla!
Yalnız Türk Dışişleri susmadı, yandaş Türkiye ve güdümlü azınlık medyası da sustu. Olay AİHM’ye götürüldüğünde de her yerden aynı suskunluk. Koca Kapı’nın denetimi olmadan AİHM’ye giden ilk davaydı bu, daha doğrusu sahiplenmeyi reddettiği bir azınlık insan hakları ihlali davasıydı. Koca Kapı’nın kendi denetimi altında olmayan azınlık mücadelelerine karşı ne tavır aldığını birkaç kez açıklamıştık, hele bu sahiplenmeyi reddettiği bir dava ise.
Durumdan Yunanistan rahatsız, AİHM’de mahkum olmak ihtimali var. Ama Türkiye de rahatsız. Zavallı Mallebici agam, İsmail Ünay, rahmetli, 42 yıl Konsolosluk çalışanı, “Ben farkında olmadan bir değil iki düvele birden savaş açmışım” diyordu.
Türkiye ile Yunanistan’ın bir kez daha ortaya çıkan bu “birlikteliği” buradaki Derin Devleti derin derin düşündürdü. Öte yandan AKP Azınlıkta İslamcılığa soyunduktan sonra kendi şansı çok azalıyordu. İslamcıların bir de paraya karşı zaafiyetleri olmasa, şansı sıfırlanacaktı. Ve eşyanın tabiatına aykırı bu davranıştan vazgeçme kararını aldı. Türkiye ile ters düşmeliydi. Ve Şeriat’tan desteğini çekmeye karar verdi. Onunla birlikte bütün siyasî partiler de ikna oldu, madem ki Ankara’nın istemediği bir işlem söz konusuydu. Böylece BTT Azınlığının yaşamını iyileştiren değişiklik, yani azınlık üyelerine şer’î hükümler ile medenî hükümler arasında tercih hakkı tanıyan yasal değişiklik Meclisten oybirliğiyle geçti. Gariptir ama Ankara’nın olumsuz tutumu, Şeriatın aynen muhafaza edilmesini istemesi, Azınlık yararına bu gelişmeyi kolaylaştırmış oldu.
Sonra, Şeriat’ın revizyonu Meclisten geçtikten sonra ne diyeceğini bilemeyen Türk Dışişleri’nin ne dediği belli olmayan açıklaması, Yunan Dışişleri’ne güzel bir “gol” fırsatı verdi, o da bunu değerlendirdi tabiî.
16/2/2018
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
