“KOMÜNİST AVI” DÖNEMİNDEN KİMİ ANILAR – 9: (dizi son bulurken) Değişik anılar

Ο ΠΑΡΑΤΗΡΗΤΗΣ ΤΗΣ ΠΟΛΥΦΩΝΙΑΣ

TARİHTEN BİR YAPRAK
 
 
KOCA KAPI’NIN YOL AÇTIĞI AHLAK BUNALIMI VE YOZLAŞMA
 
1996’nın yazı idi, Kara Listeden çıktığımın ilanı iki talimat (!) ile birlikte geldi. 1. Ankara’ya Dışişlerinde Yunan Masasını ziyarete gideceksin. 2. İstanbul’daki Uluslararası Batı Trakya Kurultayına katılacaksın. Ana Vatan’ın emirleri karşısında boynumuz kıldan ince (!)… 30 yıl aradan sonra ikinci kez Türkiye’ye ve ömrümde ilk kez Ankara’ya gittim.
 
Ama daha önce giriş yasağımın kaldırılması ile ilgili bir başka olayı anlatmadan edemeyeceğim. Sonradan öğrendiğim kadarıyla, benim Kara Listeden çıkışım, Derin Devlet hafiyelerinin bilgisi dışında gizlice gerçekleşmiş, Konsolosluğun içindeki derindevletçilerin bile haberi olmadan. Yalnız Dışişleri düzeyinde ve gizli olarak yürütülmüş süreç, dolayısıyla hafiyeler gafil avlanmışlar. Haberleri olsaydı mutlaka engellerlerdi, zira başka olaylarda Dışişlerinin iradesini aşacak güce sahip olduklarını kanıtlamışlardır. Bunu bilen Dışişleri yetkilileri bu kez önlem almışlar, zira şahsımla ilgili daha önceki benzeri bir girişimi hafiyeler boşa çıkarmış.
 
Ooh, gerçi benim için hava hoş, karalisteli yaşam Azınlığın bir rengi olarak alışkanlık meselesi, bir noktadan sonra artık koymuyor, ha olmuş ha olmamış. Sonra, faşizm tarafından cezalandırılmış olmak, bir bakıma sana verilmiş olan demokrasi ve mücadele belgesidir. “Dede sen o zaman ne yaptın?” diye sorduklarında torunlarına gururla anlatacağın. Böyle bir durumda insan savunma mekanizması olarak Koca Kapı’ya olan maddi ve manevi bağımlılığını sıfırlamaya gidiyor, muhtemel şantajları bertaraf etmek için. Laf lafı açıyor, taze bir olayı hatırladım.
 
Bu ikinci cezalandırma döneminde kendisine giriş yasağı konulan ve böylece üniversite tahsili cebren son bulan bir genç, yasağı kaldırmak için aylar boyu uğraştı, olmayacağını sonunda o da anladı ve yaşamının yönünü değiştirmeye karar verdi. Sordum: “Bir altı ay veya bir yıl sonra ‘cezan bitti, geri dönebilirsin’ diye bir haber gelirse ne yapacaksın?” “Aga” dedi, “benim için Türkiye bitmiştir.” Şoke oldum… Bu politika sayesinde sonunda beslemeler ve hafiyeler dışında kimse kalmayacak. Onların da sayısı az değil hani, Derin Devlete yeter de artar bile. 
 
Kendi öykümü tamamlayayım. Giriş yasağımın kaldırıldığı öğrenilince birkaç hafiye toplanıp başkonsolosa şikayete giderler: “Onsunoğlu’nu Kara Listeden çıkarmakla bizi Azınlık içinde rezil ettiniz, nüfuzumuzu sıfırladınız. Daha dün bize sorduklarında hayır, Onsunoğlu’nun Kara Listeden çıkacağı yok, daha çok bekler diyorduk. Bugün herkes onun çıktığını öğrenmiş bulunuyor. Bizi rezil ettiniz. Teessüf ederiz.”
 
Koca Kapı’nın azınlık politikasının hangi komplikasyonlara yol açtığını, Azınlıkta sebep olduğu ahlak bunalımını ve yozlaşmayı göstermekten bıkmayacağım.
 
 
İKİ İSTİHBARATÇI ARKADAŞ
 
1996 Türkiye ziyaretimde İstanbul’da 1966’dan beri kendilerini görmediğim Celalbayarlı iki istihbaratçı arkadaşla karşılaştım, Yenicemahalleli Hacı Saitler’in Sebahattin Egeli, rahmetli olalı on yılı geçti ve o dönem Avcılar belediye başkanı Tahsin Salihoğlu.
 
Sebahattin “profesyonel istihbaratçı”, Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın istihbarat şeflerinden. Tahsin ise “gönüllü istihbaratçı”, Derin Devletin işbirlikçisi, daha önce Dayanışma Derneği başkanı, hani şu Patrikhaneyi Batıtrakyalılar grubuyla iki hafta boyunca abluka altına alan, tabii canım Derin Devletin talimatıyla, Sadık Ahmet’in manevî babalarından, onu Türkiye’de tanıtan, yerine göre rica ve yerine göre tehdit ve şantaj ile Azınlığa kabul ettiren kişilerden. 18 Haziran 1989 Operasyonunun hazırlayıcılarından. İkisiyle de tam 30 yıldır görüşmemiştim, ama hayret ikisi de benim biyografimi ve “komünist olduğumu” iyi biliyorlardı. Yıllar 1996 ve artık komünistliği kovuşturmanın bir anlamı kalmamıştı, ama buna rağmen onlar için öne çıkan şey, hafiye raporlarına göre benim komünist oluşum idi. Yani neredeyse komünist olarak meşhur olmakla kıvanç duyacağım (!).
 
Sebahattin bu bilgilerin kendisi için pek önemi olmadığını gösterdi. Ortaokuldan yalnız bir yıl da olsa sınıf arkadaşımdı, daha sonra Gümülcine’den ayrılıncaya dek devam eden arkadaşlık, o birliktelikten bir “saygı” kalmıştı şahsıma karşı, yılların ve raporların tüketemediği, ve onunla hasret giderdik. Tahsin Salihoğlu’nu makamında ziyaret ettim, onunla görüşmem sırasında sinirlerime hakim olmak için özel çaba göstermek zorunda kaldım. “A be sen Türkiye’ye nasıl geldin? Biz seni Kara Listeye sokmak için az mı uğraştık!”, beni görünce ilk tepkisi, yarı şaka yarı gerçek… “Gümülcine’de başkonsolos çok rica etti, hatırını kıramadım. Git seni Ankara’da tanımak istiyorlar dedi, oradan Dışişlerinden geliyorum. Yoksa bana kalsa hiç sokulacağım yok. İstanbul’a gelmişken Tahsin agamı da bi göreyim dedim.”… Ben de Salihoğlu’nun tahriklerine yanıt verirken onu belindeki tabancasını çıkarıp masaya hızla vuracak kadar sinirlendirdim. Onu bu kadar öfkelendiren olayı üçüncü bir şahıs ve kadın ile ilgili olduğu için anlatmayacağım.
 
Tahsin Salihoğlu uzunca bir süre bana komünistlik üzerine nutuk çekti, Türk komünistlerin nasıl hain olduklarını, tabiî ben de dahil, oysa Yunanlı komünistlerin milliyetçiliklerini terketmediklerini anlattı. Aynı şeyleri tersten Yunanlı milliyetçilerden dinlemiştim defalarca. Milliyetçiler hangi milletten olurlarsa olsunlar nasıl da birbirlerine benziyorlar. Ayrıca Tahsin agam beni İslam’a davet etti. Komünist olarak beni dinden çıkmış gibi mi görüyordu? Kendisinin okuduğu bir Kur’an meali varmış, onu bana hediye etmek istedi, okuyup ta imana geleyim diye, ama bürosunun kitaplığında aradı aradı bulamadı.
 
Yıllar 1996, Batı ve kapitalizm “komünizm sorununu” onu ortadan kaldırarak çoktan çözmüştü, fakat bizim Batıtrakyalı “istihbaratçılar” daha 1990 öncesi dönemde yaşıyorlardı. Ama aslında komünistlik 1990’dan sonra Azınlık içinde de “çözüme kavuşturulmuştu”. 1989 sonrası KKE’nin azınlık kadrosu toplu olarak partiden ayrılıp Sinaspismos’a geçti. Bunlar, Türkiye’de tahsildeyken İlerici Gençlik kollarında kariyere başlamış gençlerdi, 4 kişi miydiler, 5 kişi miydiler, daha fazla değil.
 
 
*yazının devamını www.tiken.net adresinde okuyabilirsiniz
 
 
İbram Onsunoğlu

google-news Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.