Hastane Günlükleri
Bir gece yarısı ani bir şekilde rahatsızlanan babaannemi hastaneye götürmemiz gerektiğinde, şahsımda ilk oluşan duygular kaygı ve tedirginlikti. Apar topar ambulans eşliğinde hastaneye vardığımızda ilk tetkiklerin yapılmasını bekledik. Böyle ortamlarda yaptığım iki aylık psikoloji stajı ve hastane ortamına aşina olmam bana ekstra bir rahatlık katmıyordu. Acil servisin acı dolu kapılarında beklerken oradaki çaresiz ve belirsizlik içindeki insanların hüzünlerini yüzlerinden okuyabiliyordum.
Yapılan testler ve incelemeler sonucunda babaannemin hastanede kalmasına karar verildi. İlk gece refakatçi olma görevini ben devraldım. Karanlık odaları kapladığı andan itibaren hastane koridorlarındaki kasvet şiddetini bir kat daha arttırdı. Bir yandan babaannemin durumuna üzülüyor ve onunla ilgileniyor bir yandan da yanımızdaki diğer hastaların ve refakatçilerin tedirginliğini ve yorgunluğunu adeta içimde hissediyordum. Ortama eşlik eden tarif edilemez bir koku sanki beynimin ta içerisine işliyor ve sanki buradaki kederi tarif ediyordu.
Babaannemin yanındaki yataktaki hastalardan birinin refakatçisi yoktu ve elimden geldiği kadar ona da yardımcı olmaya çalışıyordum. Gözlerinin içine baktıkça, ruhundaki yalnızlığı hissetmek bana çok acı geliyordu. Çıkardığım en önemli derslerden biri merhametin ne kadar kuvvetli bir duygu olduğuydu. İki gün boyunca ziyaretine gelinmeyen ve refakatçisi bulunmayan hastanın, ilk defa tanıdığı bir akrabasını yanında gördüğünde yüzünde oluşan gülümseme belki de dünya üzerindeki en güzel manzaralara taş çıkartabilirdi.
Bütün bunların ekseninde buradaki insanların ihtiyaçlarının tedaviyle sınırlı olmadığını bir kez daha öğrenmiş oldum. Bu insanların bir günaydına, bir güleryüze ihtiyaçları vardı. Burada buram buram ıstırap kokuyordu ve bunu hafifletebilmenin belki de en doğru yolu hoşgörü ve samimiyetti.
Balkonda ve koridorlarda yapılan sohbetlerin de, bu hastane serüveninde ayrı bir yeri var. Yeni tanışıklıklar ve herkesin derdini paylaşma çabası. İnsanların belki de bir savunma mekanizması olarak kendilerini konuşmaya vermeleri adeta onları rahatlatıyordu. “Acı paylaştıkça azalır” sözü ne kadar gerçekçi bilmiyorum ama bunun az da olsa oradaki insanlara ve bana iyi geldiğini sezmek benim için çok zor olmadı. İşte bu anlarda yaptığım empati, bana melankoliyi iliklerime kadar hissettiriyordu.
Öte yandan babaannemin tanıdığı bir yüzü gördükçe duygulanıp ağlaması ve hüzünlü bir şekilde sevinmesi, benim hislerimi de doruk noktasına ulaştırıyordu. Burada insanlar acı çekiyordu ve bu çektikleri acı dil, din, ırk ve renkle sınırlı değildi. Yanıbaşımızdaki yunanlı hasta ve refakatçileriyle rahatça acılarımızı paylaşabiliyor ve dertleşebiliyorduk.
Bu sahte modern dünyada insan kalabilme mahiyetine erişebilenler için hiç kuşku yok ki en büyük ortak payda, vicdan. Eşref-i mahlukat olabilme yolunda vicdanımıza sahip çıkmamız gerekiyor, bunu bir kez daha anladım.
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
