BU DÜNYADAN FİDEL GEÇTİ
Usta şair Nazım Hikmet, 1961 yılında Küba'yı ziyaretini kendi sesiyle anlatıyor.
Nazım Hikmet, ses kaydında Küba seyahatinin ilk anını şu sözlerle anlatıyor:
Fidel’in unutulmayan sözleri
– Eğer büyük kitleleri ikna edebilmişse, fikirler silahlara ihtiyaç duymaz.
– Devrim hareketine 82 kişiyle başladım. Eğer bunu tekrar yapmak zorunda kalsaydım yanıma 10 ya da 15 sadık insan alırdım. Eğer sadıksanız ve hareket planınız varsa ne kadar küçük olduğunuzun hiçbir önemi yoktur.
– İşçi sınıfı yaratıcı sınıftır. İşçi sınıfı bir ülkede maddi refahın gerektirdiği her şeyi üretir, iktidar işçi sınıfının elinde olmadığı sürece, işçi sınıfı, iktidarın sömürücü toprak sahiplerinin, haksız kazanç sağlayanların, tekellerin, yerli ve yabancı çıkar gruplarının elinde kalmasına izin verdikçe, silahlar işçi sınıfının değil de, çıkar gruplarına hizmet edenlerin elinde oldukça, bu çıkar gruplarının ziyafet sofralarından dökülmesine göz yumduğu kırıntılar ne denli çok olursa olsun, işçi sınıfı yoksul bir hayat sürmeye zorlanacaktır.
– Bizler çoğu kez insan hakları üzerine konuşuyoruz. Ama aynı zamanda insanların hakları üzerine de konuşmalıyız. Diğerleri lüks otomobillere binebilsin diye neden bazı insanlar çıplak ayaklarıyla yürümek zorunda? Diğerleri 70 yıl yaşasın diye neden bazı insanlar 35 yıl yaşamak zorunda? Diğerleri müthiş derecede zengin olsun diye neden bazıları berbat bir şekilde yoksul olmak zorunda? Ben, bir parça ekmeğe bile sahip olamayan dünya çocuklarının adına konuşuyorum.
– Bir devrimden daha önemli bir şey yoktur. İnsanlığın diyalektik gerçeği budur. Emperyalizme karşı sadece sosyalizm durmaktadır.
– Bir katilin, bir hırsızın başbakan olduğu bir cumhuriyette, dürüst kişilerin yerinin ya mezar, ya cezaevi olduğunu anlayabilmek zor bir şey olmasa gerek.
– Yakında ben de gideceğim. Ancak Kübalı komünistlerin idealleri ve inançları bu dünya ve insanlığın hayrına işlemeye devam edecek.
Fidel'in gelişi gidişi
Fidel çok insan bir dev
Ağarmış saçları sakallarıyla
Karlı bir dağ.
Gözlerinde güleç
Kardelenler açıyor,
Sesi titremeyen bir ses
Umudun sesi.
Demirel'e Türkiye'yi övmüşmüş,
Mesut Bey'i de adam yerine koymuşmuş.
Laf kıtlığında asmalar budamıyor Fidel,
Son konuşmasında, yukarı yarımkürenin aşağı yarımküreyi ezmesine küreselleşme dendiğini mimledi.
Sade konut monut davasıyla da yetinmedi.
Emperyalizm yüzünden, insanlığın altından
Toprağın nasıl kaydığını anlattı,
Sosyalizmin teslim olmadığını temsil etti.
Hoş geldin Fidel,
Gidişinle de
Bizi yine nahoş çakallarla başbaşa bıraktın.
Bebeğim Fidel sütü emdi benim…
Yolum Uganda’ya düştü.
Başkent Kampala’da sefaletin kol gezdiği varoşlara da gittim. Bakkala benzer bir dükkânda, iki Coca Cola şişesi kapağı uzatıp sıvı yağ satın alan ve küçücük avucunu açıp bozuk paraları bakkala uzatan karaderili, kara gözlü, güzeller güzeli küçük kızı tanıdım. Annesinin hazırladığı muz lapasına iki kapak dolusu sıvı yağ koyarak akşam yemeklerine lezzet katacaklardı.
Sulu gözlü biri değilim. Yine de ağlamaklı oldum.
Geçimini Viktorya gölünde, külüstür sandalında kürek çekerek ve bulursa kırık dökük İngilizcesi ile turist rehberliği yaparak kazanan Tsuka, küçük kızın evini de görmek isteyip istemediğimi sordu.
Kaçırılır mı?
Saz damlı, toprak sıvanmış çalılardan ibaret duvarları ile yoksulluk anıtı evde küçük kızın annesiyle de tanıştım. Kucağında küçük bir bebek. O anlattı:
– Fidel’in yolladığı doktorun hiç şakası yok. Iki ay bebeğimi benim emzireceğimisöyledi. Ona itiraz edemem, çünkü o sanki Ugandalı; sanki o benim gibi biri. Karaderili ama doktor. Fidel yollamış bize. Iki ay sonra her gün onun küçük hastanesine gittim ve bebeğim için ucu meme gibi şişeyle Fidel’in yolladığı sütü aldım. Bebeğim Fidel sütü emdi benim.
Soru kaçınılmazdı, sordum:
– Fidel de kim?
Cevap pek yalındı:
– Bilmiyorum. Evi çok uzaklardaymış. Çok uzaklarda ama bize doktor yolladı ve sütyolladı. Bebeğim Fidel sütü emdi benim.
Sulu gözlü biri değilim. Ağlamaklı oldum.
Sevinçten, acıdan ve gururdan…
ABD ambargosu ile kuşatılmış; yıkılan Sovyetler Birliği’nin desteğinden mahrum kalmış ama kusurlarıyla, eksikleriyle de olsa çok yoksul ve yüzyıllarca iliğine kemiğine kadar sömürülmüş bir “ada-ülke”de sosyalizm kuruculuğunu inatla deneyen Fidel, Uganda’da bebekler sağlıklı büyüsün diye doktor(lar) ve o bebeğin emmesi için şişeler dolusu süt yollamıştı.
Gururla (Evet, gururla) doldu gözlerim. Ilk gençliğinden beri sosyalizm yolunda yürümeye çalışan Ödemişli terzi Sadık’ın oğlu, o karaderili, kömür gözlü bebeğin emdiği “Fidel sütü”nden kendine de pay çıkardı. Gururlandı, kıvandı…
***
Yolum Küba’ya düştü.
Sömürge döneminin “şaşaası”nı yansıtan ama bakımsızlıktan dökülen evlerde başını sokacak bir dam bulmuş, çürüyen pencere pervazlarına tahtalar çakmış ve içeride sonuna kadar açılmış radyodan fışkıran müziğe kendini bırakmış Kübalı genç kadınların dansını pencereden gözledim.
Sulu gözlü biri değilim. Ama ağlamaklı oldum. Bu kadar mı güzel dans edilir ve bu kadar mı güzel olunur?
O dans hünerinden ve güzellikten kendime pay çıkardım. Gururlandım; kıvandım…
Sosyalizm yolunda az gidilmiş, uz gidilmiş, bir arpa boyundan daha çok gidilmiş… Ama sosyalizmin ideal ülkesine alınacak daha çok yol vardı.
Olsun. Ne gam!.. Hacca giden topal karınca misali: “Varamasam da yolunda ölürüm ya…”
Havana sokaklarında sürttüm durdum. Bana Fidel için yapılmış(!) puroları kakalamaya çabalayan dolar düşkünü sahtekâr tezgahtârlar da gördüm, dans etmekten çalışmaya zaman ayıramayan kızlı erkekli Kübalı gençler de gördüm, orospucuklar da gördüm.
Ama düşe kalka, yara bere içinde Fidel’in çizdiği sosyalizm kuruculuğu yolunda yürümeye çalışan Kübalı erkek ve kadınlar da tanıdım.
Şimdi yollarına Fidel’siz devam edecekler.
Ugandalı karaderili, kömür gözlü bebeğe yine süt gidecek mi, Ugandalı bebekler yine Fidel sütü içebilecekler mi bilmiyorum.
Bildiğim, “Ey okur” diye sesleneceğim,
Ey okur!
Kederini içine göm, ayağa kalk, sağ yumruğunu yukarı kaldır. Fidel’i selamla ve uğurla…
Bu onun sonuna kadar kazanılmış hakkı ve senin ödevin.
Haydi…
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
