TERS KOLTUK

Ο Παρατηρητής της πολυφωνίας

Kadın psikolojisini otuz yıldır incelememe rağmen büyük soruya cevap bulamadım. Gerçekte kadınlar ne istiyor?
Sigmund Freud
 
 
Trenin gidiş yönünün tersi bir koltuğa oturmuş, kitabımı okuyordum. Trenlerin, ve varsa otobüslerin ters koltuklarına otururum hep. Görüş alanınıza ne gireceği sürprizli olur o zaman. Hem manzaraları daha uzun seyredebilirmişim gibi gelir bana. Uzaktan minicik görünen figürlerin, yavaş yavaş büyüyerek belirginleşmesi, renklerinin olgunlasip detaylarının ortaya çıkmasıyla, görüş açımdan kayıp gitmesi bir olur düz koltuklarda. Oysa makiniste ve ya şoföre sırtınızı verirseniz, evler, çocuklar, arabalar, ağaclar olabilecek en birebir ölçüleriyle hop diye şakaklarınızdan kayarak gözlerinizin açısına girer. Sonra uzaklaşır, küçülür, renkleri solar, ufuk çizgisine kavuşur, kaybolur gider. Ardından uzun uzun bakılan vedalaşmalara benzer ters koltukların manzaraları.
 
Trene bindikten hemen sonra hareket sireni çalmış ve trenimiz, o günlerde yolcuların ayak seslerine ve telaşına hala evsahipliği eden Haydarpaşa garından Sapanca’ya doğru yola koyulmuştu. Karşılıklı oturulan ve ortasında masa olan, dörder kişilik gruplar şeklinde düzenlenmiş koltukların olduğu vagondaydım. Hani şu, insanların çoğunluk piknik havasi yarattıkları, masaya konan eşya ve yiyeceklerin güya farkettirmeden diğer yolcularca incelendiği ve minik saygı ve göz hakkı ikramları ile bazen koyu yolculuk muhabbetlerinin başladığı vagonlar.
 
Vagonda benden başka 8 – 10 kişilik kızlı erkekli genç bir grup vardı. Konuşmalarından anlaşıldığı üzere Sapanca’ya fotoğraf çekmeye gidiyorlardı. Uzun yıllar önce aynı yere, aynı amaçla gittiğimi hatırladım. Yan tarafımdaki oturma grubunda hararetli bir şekilde kadrajlardan, diyafram değerlerinden, filtrelerden bahseden gençleri gayri ihtiyari izledim, kendimi ise gülümserken yakaladım. Dijital makinelerin hakimiyeti tamamen ele geçirdiğini düşünüyordum. Yanıldığıma sevindim.
 
Fotoğrafçı grubu, yolculuğumun fonuna renkli bir detay olarak yerleştirip kitabımı okumaya koyuldum. Trenin istasyonlardan birinde durmasıyla, içeriye bir kadın girdi. Yalnız bir bayan olduğum için de, hem içsel hem toplumsal bir dürtüyle olsa gerek, gelip karşıma oturdu. Çantasını ızgara rafa yerleştirirken, kısa ve kısık bir “merhaba” dedi. Hafifçe başımı eğerek karşılık verdim. Saniyelik bir bakışla, benim yaşlarımda olduğu tahminini yürüttüm. Cildi daha parlak, saçlari daha sağlıklı ve kıvırcıktı. Benden daha genç gösteriyordu. Üniversitedeki arkadaşım Esin’e benzediği için mi böyle düşündüm? Esin hep üniversitedeki haliyle belleğimdeydi. Okul sonrası hiç görüşmemiştik çünkü. Biraz sonra istasyon, kirli pencerenin arkasından akar gibi geride kalırken, anlık zaman dilimlerinde ne kadar çok sey düşünebildiğime şaştım. Son zamanlarda herşeyi irdeleme, farketme ve tanımlama telaşındaydım. İçimden geliyordu bu. Beni yoruyordu, ama durmuyordu.
 
Neden sonra, tekrar etrafı, ve kendi iç sesimi bırakıp kitabıma dalmıştım. Kaç istasyon geçtik, ya da istasyon geçtik mi, bilmiyorum. Karşımdaki kadın “afedersiniz?” dedi.
 
Soran gözlerle baktım. Parmağıyla kitabımı işaret etti :
 
– Sizce iyi birşey mi?
 
Damdan düşer gibi yöneltilmiş bu soruyla kitabın içeriği mi yoksa trende kitap okuma eyleminin kendisi mi kastediliyor anlamamıştım doğrusu.
 
– Pardon? Dedim
– Kadınların, diyorum, karşı cins tarafından tamamen anlaşılır olması iyi birşey mi?
 
Kadınların düşüncelerini, tepkilerinin asıl kaynağını ve hedefini anlamak üzerine yazılmış onlarca kitaptan biriydi elimdeki.
 
– Siz, anlaşılamıyor olmaktan yakınmayan mutlu azınlıktansınız galiba?, dedim.
 
– Hayır, ben anlaşılmama riskini almayan yalniz azınlıktanım, dedi alaycı bir tavırla.
 
Kendine güvenli ve hırçın tavrı bana yine Esin’i hatırlattı. Konuşmamızın devam ediyor olmasından, ya da kadının ukalalığından rahatsız degildim.
 
– Yalnızlar azınlığı mı oluşturuyor bilemiyorum. Ama, modern insandan önce bile kafa yorulan bir konuda kalem sallamış olmak çok ta yadırganacak birşey değil sanırım, diye cevapladım. Düşüncesini neye dayandırdığını merak ediyordum.
 
 – Değil. Ama bu çaba gereksiz bence. Üstelik bunu bir erkeğin yazmış olması ironik. Hatta cüret. Olaya iki cins olarak bakılması bana yanlış geliyor en başta. Sanki kadınlar ve erkekler, kendi hemcinslerini çok iyi anlıyor ve anlaşıyorlar mı?
 
Feminizm rüzgarlarından hoşlanan bir bayanla konuşuyordum anlaşılan. Yalnız olmasının gerçekten kendi tercihi olup olmadığını da düşünmeye başlamıştım. Bu sefer kısa ve net bir soru sordum:
 
– Kitabı okudunuz mu?
 
– Yazarın imza günündeyken almış ve imzalatmıştım. Bir arkadaşım için. Sadece şöyle bir göz attım.
 
– Arkadaşınızın cinsiyetini merak ettim doğrusu! Diyerek devam ettim merak ettiklerimi sormaya.
 
– Kendisi anlaşılamayanlardan, dedi. Bu kez gülümsüyordu.
 
– Biliyor musunuz?, dedim. Kadınları anlamak üzerine yazılan makale ve kitapların genel okuyucusu yine kadınlarmış. Bunu, erkekleri etkilemekten çok, diğer kadınları kıskandırmak için güzelleşmeye çalışmamıza benzetiyorum. Bu yönümüz bile yeterince garip ve anlaşılmaz. Neden makyaj yaptığımız bile araştırma konusu!
 
 – Bizi, biz anlatırken anlamayanlar, kitap okuyarak mı anlayacaklar? Aynı çocuk bakımı ve psikolojisi kitapları gibi. Çocuklarını bir ellerinde kitap, bir ellerinde mama tabağıyla büyütmek te çok pratik görünmüyor doğrusu.
 
Yolculuk komşum gitgide fanatik bir tavır takınıyordu. Bundan çok hoşlandığımı söyleyemem. Olduğumdan daha sakin bir ses tonuyla konuşmaya çalışarak:
 
– Çocuğunuzu büyütürken, o kitapları harfiyen uygulamak amacındaysanız, yanılırsınız elbet. Kitap size ufuk açar, fikir verir, geneli anlatır. Çocuğunuz büyüdükçe onunla yaşadığınız tecrübelerinizi, annelik içgüdülerinizi harmanlarsınız. Kitap size bir destek ürünüdür. Kadınları, ya da erkekleri anlatan kitaplar, bazı basmakalıp dar fikirlerimizi tekrar gözden geçirmemize, daha farklı açılardan bakmamıza yardım eder. İlişki kitapları, yemek tarifi kitapları gibi, bir anlaşmazlık oldukça açılıp çözüm aranacak bir başucu kitabı, yada ne bileyim sağlık ansiklopedisi de değildir zaten, dedim.
 
Sakin sesime rağmen, kurduğum cümlelerdeki bilgiç tavır kadını duraklattı.
 
– Hmm, dedi önce. Sonra yarım gülümsedi. Yüzünü cama çevirdi, trenin hangi bölgede olduğunu anlamaya çalışır gibi mimikler yaptı.
 
– Bu kitaplar bu kadar satıldığına göre, en azından bizi anlamaya çalışan birileri var demektir, dedi muzip ve biraz yılgın.
 
– Bir de komedi dizileri ve filmler var.. Birbirini anlamama komedyaları! Asil ironi bu olsa gerek.
 
– Kadınları örgütleyen, ve satır aralarında karşı cins dedikodularının yapıldığı yeni nesil internet ortamlarını da unutmayalım. Sürekli bir şikayet hali. Sorun belki de anlama değil, anlatma sorunudur, diye çocukça sırıttı.
 
Birkaç dakika önce konuşmaya basladığım kadın, sert ve sivri tavrından vazgeçmiş, dahası alttan alır bir hale bürünmüitü.. İlk defa gelmiyordu başıma bu. Biz kadınlar, kararsız havalara benziyorduk bazen. Aynı gün içinde güneş açıp, ardından gök gürültüleriyle gürleyip, sonra gökkuşağına dönüşebiliyorduk.
 
Güzel, kıvırcık saçlarını alnından geriye doğru atarak devam etti:
 
– Belki bizler de erkekleri anlatan kitaplar okumalıyız.. Onları anlamak için değil, kendimizi nasıl anlatmamız gerektiğini çözmek için. Bu daha kestirme bir çıkış yolu olabilir, ne dersiniz?
 
Tatlı tatlı devam ediyordu feministliğine.
 
Sapanca’ya gelmek üzereydik. Parlak cildi, tren yolu kenarında sıklasan ağaçlarla gölgelenip, ışıklanıyordu. ‘Bilmem olabilir, dedim. Ama şu kesin ki, yolculuk, konuşunca daha kısa sürüyor’  
 
İstasyona girmek üzereydik. İkimiz de lafı tatlı bağlamak istiyorduk sanki.
 
Ayrılırken tokalaşarak vedalaştık. İniş merdivenlerine doğru yürürken, Esin’i aramak fikriyle heyecanlandım. Eskileri yad etmek, tekrar tekrar konuşmak biz kadınların bayıldığı birşeydi ve bunun için askerlik anılarına da ihtiyacımız yoktu.
 
Yolculuk arkadaşıma, bir evlilik terapisti olduğumu, kitabı takma bir erkek ismi ile yazdığımı, kitabı yazarken yaptığım yolculuklarda, çocuk parklarında, yada baska ortamlarda tanıştığım kadınların hikayelerinden de faydalandığımı, imza gününde erkek kardeşimin kitabı okurlar için imzaladığını ve kitabın genişletilmiş yeni baskısı için onu tekrar okuyup notlar aldığımı söylemedim.
 
Temmuz 2013, Rotterdam
 
Sema Salihoğlu

google-news Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.