İLK KARA LİSTE’NİN (1987-1996) DERİN NEDENLERİ -VI
Orhan Hacıibram
1977 seçimlerinde İskeçe PASOK listesinden Orhan Hacıibram milletvekili seçildi. Ancak Orhan’ın seçimi çok maceralı oldu ve milletvekilliği topu topu 5 ay sürdü. Sonunda seçimine yapılan itiraz kabul edilip sıfatından düşürüldü ve yerine Yeni Demokrasi’den Celal Zeybek geçti.
İskeçe’de sandalye sayısı hep 3’tü. İlk hesaplamalara göre PASOK 2, Yeni Demokrasi de 1 sandalye kazanıyordu. PASOK’ta en çok oy alan Haris Atmacidis, ikincisi de Orhan’dı, ve ikisi de milletvekili çıkıyordu. Yeni Demokrasi’de Celal Zeybek ikinci geldiği için çıkamıyordu. Ama Yeni Demokrasi ve Celal Zeybek bu karara itiraz ettiler ve oy dağılımına göre İskeçe vilayetinden iki sandalye çıkarması gereken partinin Yeni Demokrasi olduğunu iddia ettiler.Yüksek Seçim Kurulu görevini gören Yargıtay 5 ay sonra yayımlanan kararında yapılan itirazı yerinde buldu ve Orhan’ı milletvekilliğinden düşürüp Calal’i milletvekili ilan etti.
Ancak olayın bir başka geçmişi daha var. Seçim gecesi adaylardan her birinin kaç oy (zait) aldığı açıklandığı zaman, bunlar kesin sonuçlardı, Orhan, Atmacidis’den 100’den çok oyla öndeydi. Daha sonra sonuçlar yeniden açıklandığında bu defa Atmacidis 50 kadar oyla Orhan’ın önüne geçti. (Bu oy sayıları göstermelik, kesin değil, elimde şu an veriler yok, ezbere yazıyorum.) Bunları ben askerde olduğum için sonradan öğrendim. Bunları öğrenmezden önce ilk öğrendiğim bir başka şey vardı, onu anlatayım.
Lamiya’da eğitim merkezinde tanıştığım bir asker arkadaşım oldu, adı Spiros Cimas, Preveze’den. KKE’li ve üniversitede öğrencilik yıllarında Cuntaya karşı direniş faaliyetleri yüzünden askerî mahkemede yargılanmış ve bir yıla yakın hapis yatmış biri. Öğrencilik yıllarımızda Cuntaya karşı faaliyet, bu ortak yönümüz yüzünden birbirimize çabuk ısınmıştık. Lamiya’dan sonra onun tayini İskeçe’ye Okçular’a çıktı, benim tayinim de daha sonra onun memleketi Preveze’ye. Böylece dostluğumuz devam etti, Preveze’de evlerine gittim, ailesini tanıdım. Spiros, 1977 seçimlerinde İskeçe’dedir ve bir yerde er olarak sandık başında görevlidir. İzinle Preveze’ye geldiğinde buluştuk ve bana seçimlerden izlenimlerini anlattı. “-Gece oy sayımında bir ara Azınlıktan iki tane milletvekili seçilme ihtimali ortaya çıktı. Telaşı görecektin. Kaçışmalar, telefonlar, görüşmeler. Panik. Bütün devlet mekanizması harekete geçti. Ne yaptılar, ne ettiler bilemiyorum. İki tane çıkmasını engellemek için çalışıyorlardı.” Bu anlatılanları o zaman pek önemsememiştim. Orhan’ın başına gelenleri öğrendikten sonra hatırladım.
Ne diyorduk, daha sonra sonuçlar yeniden açıklandığında 100 kadar oy farkıyla birinci ve Atmacidis’in önünde olan Orhan, bu defa 50 kadar oyla Atmacidis’in altına geçer. Burada şaibe var tabiî, hem de ne şaibe. Seçim sonuçları hoşa gitmediği zaman o yıllarda azınlık adaylarının oylarında halle hulle yapıldığını bilmeyen yok. Özetle, üç sandalyeli İsekeçe’de 1974 seçimlerinde Azınlıktan hiç milletvekili seçilmemişken, 1977 seçimlerinde iki tane seçilmiştir, PASOK’ta liste birincisi Orhan ve Yeni Demokrasi’de liste ikincisi Celal. Yunan milliyetçiliği ve Derin Devleti o günkü koşullarda bunu kabul edecek durumda değildi. Ve Orhan’ı yediler, Orhan da tepkisizliğiyle bunu kolaylaştırdı.
Olayları baştan alalım. Orhan’ı birinciden ikinciye çekmişlerdir, ama Yargıtayın ilk kararına göre o da seçilmiştir. Fakat sırada Yeni Demokrasi partisinin ve Celal Zeybek’in Yargıtaya yatırdığı itiraz vardır. Buna göre İskeçe’den iki sandalye kazanması gereken PASOK değil, Yeni Demokrasi’dir. İtiraz kabul edilirse, Orhan milletvekilliğini kaybedecektir. En çok oy alan Orhan görünmüş olsa kaybetmeyecek, Atmacidis kaybedecek. O da Atmacidis’e karşı itiraz yatırmayı kararlaştırır, listede yeniden birinci sıraya geçmek için. 100 kadar oyunun nereye gittiğini ve Atmacidis’in nereden o 50 oyla kendisini geçtiğinin araştırılmasını, oyların yeniden sayımını isteyecektir.
Araya parti başkanı Andreas Papandreu girer, “Biz sosyalistler olarak yoldaşlar arasında bu çeşit kavgalar yapıyoruz izlenimini vermemeliyiz. Böyle sürtüşmeler burjuva partilerine özgüdür, biz sosyalistlere göre değil” gibilerden konuşur Orhan’a, Atmacidis’in liste birinciliğine itiraz etmemesini ister. Orhan da o dönem kişisel çıkarların üstünde “susuz sosyalist ve devrimci”dir ve enayi başkanı dinleyip itiraz etmez. Oysa PASOK’un öbür adayları arasında birbirlerine itirazlar gırla gitmektedir. Orhan’ın aklı başına geldiğinde itiraz süresi dolmuştur.
“İleri” gazetesinin sahibi Halil Haki Orhan’ı hiç kıyamazdı. Ama listede ikinci sıraya düşürülüşüne itiraz etmediğini öğrendikten ve milletvekilliğinden düşürüldükten sonra, laf geçirmeden de duramadı: “Sen kendi hakkını savunamadın, Azınlığın haklarını nasıl savunacaktın?” “Haki’nin bu sözü yaygınlaştı ve hep karşıma çıktı, beni siyasî bakımdan bitirdi” diyordu Orhan.
Orhan Hacıibram’ın seçilmesine tabiî Koca Kapı’nın hiçbir katkısı olmamıştı. 1977’lerde milletvekili seçimlerinde Konsolosluğu henüz “taraf”, öğe veya konunun bir parçası gibi kimse hesap etmiyordu, şimdi olduğu gibi. Kimse Konsolosluktan veya genel olarak Koca Kapı’dan yardım istemeye ve “mavi boncuk” almaya gitmiyordu. Böyle iddialar, anti-azınlıkçı çevrelerin alışılagelmiş provokasyonlarından ibaretti.
Tarihini hatırlamıyorum, 74 yılı mıydı 75 mi, ilk Yunanca yazılarımdan biri, Azınlığın seçimlerde Konsolosluk tarafından yönlendirildiği iddialarına bir tepkiydi, böyle haber ve yorumlara en çok yer veren “Hronos”ta yayımlanmıştı. Hep başvurduğum mizah yoluyla, Gümülcine ve İskeçe’de azınlık oyları dağılımındaki büyük farklılığa işaret ederek, bu halin Azınlığı yönlendiren bir değil, iki Konsolosluğun bulunduğunu kanıtladığını yazıyordum. Daha doğrusu, Azınlık, Boru Gölü’nde yaşayan ve yalnız Müslümanlara görünen iki başlı bir ejdarha, bir başı Gümülcine’ye, öbür başı İskeçe’ye bakan bir Loch Ness ejderhası tarafından yönlendiriliyordu.
Orhan’ın seçilmesi, olması gerektiği gibi, azınlıkiçi konjonktürün bir ürünüydü. Bir başka türlü, kendi değeri ve alınteriyle seçilmişti diyelim.
Ancak bundan sonra Orhan’ın yeniden aday olduğu bütün seçimlerde seçilmemesine Koca Kapı’nın büyük katkıları oldu, kendi iddiasıdır. Her ne kadar biraz gecikmeli olarak ancak 1989’larda bu azınlık gerçeği kafasına dank ettikten sonra, düzeltmeye çalışmak ve mücadele etmek yerine ona uyum sağlamaya koşmuşsa da, makbule geçememiştir. “Azınlıkta Konsolosluğun yardımı olmadan artık milletvekili seçilmek mümkün mü? Değil. Ama ben milletvekili seçilmek istiyorum”, gecikmeli biatını böyle gerekçeliyordu. Anlamıyordu, ondan daha otantik biat etmişler vardı, ve onlar tercih edilecekti, sonradan “hidayete ermiş” olan ve güvenilmeyen kendisi değil.
Orhan’ı dava arkadaşı olarak gördüğüm için, beni hayal kırıklığına uğrattığı halde, itirazlarımı kendisine söylemeye cesaret edememişimdir. Aslında söyleyeceğim şey, malumun ilanıydı, “αυτονόητο”. Amaç, kişisel hırsını tatmin etmek için milletvekili seçilmek olmamalıydı. Anladık, kişisel hırs, o da meşru, ama hırs bizi yönetmemeli, biz hırsımızı yönetmeliydik. Ve hangi konumdan olursa olsun Azınlıktaki durumları düzeltmek olmalıydı amaç. Koca Kapı’nın sakat azınlık politikası karşımıza çıkmışsa, o zaman görevimiz onu düzeltmek olmalıydı, hırsımızı tatmin etmek için o sakatlığa uymaya koşmak ve onu idame ettirmek değil.
Azınlığa empoze edilen realiteye ve dolayısıyla çıkarlarının gerektirdiği duruma Orhan’ın uyum ve biat revizyonları birçok. Rahatlıkla bazı temel ilkeleri çiğneyerek ve azınlıkçılıktan ödün vererek. Benim canımı en çok sıkanlar arasında, son olarak, İsekçe’de 18 Aralık 2017 günü Şeriat uygulamasında yapılan değişiklikle ilgili bir etkinlikte söz alıp söyledikleri. Orhan, Şeriat ile Medenî Kanun arasında tercih hakkı tanımaktan öte bir şey getirmeyen ve özellikle miras ve vasiyetname konusunda eşitsizlik ve hak ihlallerini düzenleyen yasal değişikliğe İbrahim Şerif ve Ahmet Mete’den ve Şeriatçı AKP’nin Dışişlerinden daha şiddetli karşı çıkmış ve Şeriatı savunmuştur. Ancak bir Kadir Mısıroğlu’nun ağzından çıkabilecek sözler, “Miras konusu Kur’an’da düzenlenmiştir. Hükümet ne yapmak istiyor, Kur’an’ı mı kaldırmak istiyor?” Daha provokatif bir söz hayal edemiyorum.
Eh insaf, orada olsaydım yapıştıracaktım: “Orhan, sen o soruyu Yunan hükümetine değil de önce git Mustafa Kemal Atatürk’e sor!”
O Orhan ki, sohbetlerinde katı ve susuz bir Kemalist. Hani varsa öyle bir terim, Kemalist faşistlerden. AKP iktidarının başından beri Türkiye’deki dinselleşmekten ondan daha çok rahatsız olan birine rastlamadım. Ama halk önündeki söyleminde Şeriatçı kesiliyor. Orhan’la ilgili hayal kırıklığım, dediğim gibi, onu dava arkadaşı olarak görmemden kaynaklanıyordu. Onun böyle bir sorunu ve kaygısı olmadığını biraz geç anladım. Sohbetlerde sözlü olarak başka ilkeleri savunup ta, halk önünde bunların tersini iddia etmek, korkudan, çıkarı öyle gerektirdiği için, yaranmak için, her ne nedenle olursa olsun, Azınlıkta sıkça görülen bir olay, artık bir psikolojik sendrom halini almış durumda.
Benim misyonum azınlık insanını savunmak, her tarafa karşı. Tabir caizse, “Azınlığın avukatıyım”. Bizde her zaman güncel bir tabirle, “Azınlığın ajanıyım”. Eleştirilerimde yine Koca Kapı üzerinde odaklanacağım, Azınlığa dayattığı hallerin, diğerleri yanında, insanımızın psikolojisini bozduğu için.
Celal Zeybek
Bir münasebetle bu yakınlarda BARİKAT’ta onunla ilgili 3 ayrı makale halinde bazı anılarımı anlatmıştım. Merak edenler oraya başvurabilir. Celal, pek sevdiğim bir agamdı, popülizmine kızamadığım tek azınlık politikacısı, dürüstlüğüne bir başkasında pek rastlamadığım. Onu erken kaybettik.
Vefat ettiği zaman hâlâ karalisteliydi, o da Hafız Yaşar gibi. Koca Kapı’nın Mafya Takımı ikisinin de cenaze törenini boykot etti. O alçaklığa bile başvurdular.
Celal, Kemalist bir Türk milliyetçisiydi, ama Pomaklığıyla da gurur duyardı. Zira ona göre Pomaklar, Balkanlarda Kuman ve Peçenek boylarının kalıntılarıydı. Vefat ettiğinde Takımın “Pomak” sözcüğü kullanımını “Üniter Azınlık” adına neredeyse yasakladığı yıllar. Mezarı başında “veda söylevini” dillendirmek bize (bana ve Haki’ye) düştü. Önyargılı, güdümlü ve kompleksli olmadığımızı, ve özgür olduğumuzu, tarihimizle yüzleşmekten korkmadığımızı, herkesin alt-üst kimliğine saygılı duyduğumuzu… göstermek için Celal Zeybek’e mezarı başında KOCA POMAK diye sesleniyordum.
Gelecek VII. yazıda
1981 ve 1985 seçimleri
İbram Onsunoğlu / Tiken
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
