İki 29 Ocak ile “İsonomia-İsopolitia” Gerçeği -9-

Türkiye Cumhuriyeti devletinin bazı yöneticileri yalanlar üzerine kurulmuş Sadık Ahmet masalını yıllardan beri maddi ve manevi olarak neden destekliyor?
 
Diziyi dikkatle takip eden okuyucular, iki 29 Ocak ile “İsonomia-İsopolitia” gerçeği konusunu Türk-Yunan ilişkilerinin tarihsel boyutu içinde ele almak gerektiğine dikkat çektiğimi anımsayacaklardır.
 
17 Mart 1964’te, “Oturma-Ticaret ve Denizcilik Sözleşmesi”nin Türk Hükümeti tarafından tek yanlı yürürlükten kaldırılarak binlerce Yunanlı ve Türk yurttaşı Rum’un Türkiye’den sınır dışı edilmesi, olumsuz etkileri günümüze kadar uzayan, Yunan-Türk ilişkilerine  ağır bir darbe vurdu.
30 Ekim 1930’da imzalanmış olan “Sözleşme” iki ülke için neden yaşamsal nitelikte önemliydi?
Bunu anlayabilmek için şu üç tarihsel gerçeği göz önünde bulundurmak gerekir:
Birincisi, Türk devriminin askerî evresini oluşturan anti-emperyalist Milli Kurtuluş Savaşı.
İkincisi, emperyalist ekonomilerin o tarihteki başatı olan İngiltere’nin Venizelos’un “Megali İdea” hayaline baştan verdiği desteği çekmesi.
Üçüncüsü, “Küçük Asya faciası” ile birlikte Venizelos’un tarihî yanılgısını kavramış olması.

6 Ekim 1926’da, “Cumhuriyet” gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi Venizelos ile yaptığı söyleşide, Venizelos, “Eski kavgalar başka bir devrin işleri idi. Onlar bitti ve artık vaziyet sarahat kesbetti. Bundan sonra harbi değil, harap memleketlerimizin imarını düşüneceğiz. Hele şu işler bitsin de Ankara’ya geleceğim. Nasıl dostluk yapmak istediğimi göreceksiniz.” sözleri, 30 Ekim 1930’da imzalanmış olan “Sözleşme”nin ilk işaretiydi.

Atatürk ile Venizelos emperyalist ekonomilerin iki ülke ilişkilerine ve ekonomilerine verdiği zararları bizzat yaşamışlardı. Bunun bilinciyle yapılmış olan “Sözleşme” Türkiye ile Yunanistan arasında Ortak Pazar kurulmasını öngörüyordu. Ortak Pazar; Türk-Yunan tarihî uzlaşmasının sosyo-ekonomik, siyasal ve kültürel koşullarını oluşturma hedefiyle, iki ülke ekonomilerinin birbirlerini desteklemelerini, kaynaşmalarını ve birlikte kalkınmalarını amaçlıyordu. Bunun için yaşamsal nitelikte önemliydi.

Sözleşme kapsamında Yunanistan’dan Türkiye’ye, özellikle İstanbul’a yaklaşık onbeş bin Yunanlı gitti, iş kurdu. Buna karşılık Türkiye’den sadece altı kişi Yunanistan’a gitti. Çünkü Türkiye’de gelişmiş ticaret ve sanayi burjuvazisi henüz yoktu. Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen Yunanlıların, büyük bir olasılıkla, Osmanlı devletinin yarı-sömürge haline geliş sürecinde emperyalist ekonomilerin şirketleriyle işbirliği geliştirmiş, “zorunlu mübadele” ile Yunanistan’a göç etmiş Yunanlılar oldukları söylenebilir.
Türk Hükümeti “Sözleşmeyi” neden tek yanlı olarak yürürlükten kaldırdı?
Bunun yanıtını Türkiye’nin sosyo-ekonomik, siyasal ve kültürel gelişiminde aramak gerekir.

Türk devriminin barış koşullarında devam ettirilmesi sürecinde ekonomik kalkınma modeli olarak devletçi karma-ekonomi benimsendi. Devrimin düşünsel temelini oluşturan “Altı Ok”un “devletçilik” ilkesi, Atatürk döneminde “halkçılık” ilkesi ile birlikte düşünüldü ve uygulandı. İstanbul Rum azınlığının milli ekonomiye uyumlulaştırılmasında Türk devriminin insan merkezli kültürel anlayışından kaynaklanan yöntem izlendi.  Atatürk’ün ölümünden sonra gittikçe daha fazla palazlanan ticaret ve sanayi burjuvazisinin çıkarlarını öncelikleyen siyasi iktidarlar, çalışan halkın refahını gözeten “halkçılık” ilkesini nasıl unutup  giderek terk ettiyse, Rum azınlığına karşı devrimin insan merkezli kültürel yaklaşımından da vazgeçti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra NATO üyeliği ve ABD şemsiyesi altına sığınma, palazlanan Türk burjuvazisinin “milli” yapısını emperyalist ekonomilerin “işbirlikçisi” haline dönüştürme sürecinin yolunu açtı. “Varlık Vergisi”, “6/7 Eylül 1955 olayları” ve 1964’te “Oturma-Ticaret ve Denizcilik Sözleşmesi”nin Türk Hükümeti tarafından tek yanlı yürürlükten kaldırılarak binlerce Yunanlı ve Türk yurttaşı Rum’un Türkiye’den sınır dışı edilmesinin nedenlerini, sözünü ettiğim o sürecin oluşumlarında aramak gerekir.

Türk burjuvazisi; doğmasına, gelişmesine, büyümesine yataklık eden Türk devrimine yabancılaştığı içindir ki, 30 Ekim 1930’da imzalanmış olan “Sözleşme”nin iki ülke için neden yaşamsal nitelikte önem taşıdığını Atatürk’ün ölümünden sonra ne o günlerde anladı, nede günümüzde anlamaktadır. Bu bağlamda gösterilecek pek çok örnekten burada sedece iki tanesini dile getireceğim.

Birincisi şu: 1996 yılının son günlerinde, içinde Türk işadamlarının önde gelenlerinin bulunduğu bir Heyet Atina’yı ziyaret etti. “Bu görüşmelerde, Yunanistan’ın, Türkiye’nin AB ile bütünleşmesinde ‘köprü rolü’ oynaması istenecek, Avrupa ile bütünleşmiş Türkiye’nin, Yunanistan için tehdit oluşturmayacağı ve bu nedenle Yunanistan’ın, Türkiye-AB ilişkilerini baltalamaması gerektiği vurgulanacak. Avrupa’dan dışlanmış bir Türkiye’nin komşu ülkeye daha çok zararı olacağı ifade edilecek.” zaaflı görüşleri, Türk burjuvazisinin nasıl hazin bir çaresizlik içinde bocaladığının göstergesidir. Oysa önünde, Atatürk ile Venizelos’un temelini atmış oldukları dostluk ve sıkı işbirliğinin yol açtığı  “Sözleşme”nin yeniden canlandırılması duruyordu. Tarihe yabancılaşma, demek ki gözlerde katarak hastalığına neden olurmuş. İyi niyetle dileyelim de,  Allah gözlerin tamamen körleşmesinden korusun!…
İkincisi şu: 2000 ile 2001 yılında çıkardığım iki kitapta, iki farklı yapısıyla Kıbrıs’ın bir bütün olarak Türkiye ile eşzamanlı Avrupa Birliği’ne üyeliği önerimin Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından ciddiye alınmamış olması. AK Parti Hükümetinini ilk Dışişleri Bakını olan Yaşar Yakış ile AK Partinin kuruluş aşamasında eşzamanlı üyelik konusunu Ankara’da görüştüm. Recep Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül’ü kastederek, “Patronlara sorayım, yarın görüşmemizde kararlarını söylerim.” dedi. Ertesi gün “Patronların” eşzamanlı üyelik fikrimi benimsemediklerini bildirdi. Benimsemediler de ne kazandılar… Fakat Türk-Yunan ilişkilerinde nelerin kaybedilmekte olduğu meydanda.

Türk-Yunan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen en belirleyici neden, Türk-Yunan dostluğunu ve sıkı işbirliğini benimsemiş olan Türk devrimine yabancılaşma zihniyetidir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin bazı yöneticilerinin yalanlar üzerine kurulmuş Sadık Ahmet masalını yıllardan beri maddi ve manevi olarak destekleyegelmesinin nedeni, gözlemlerime göre, Devrimin özüne ve tarihsel işlevine yabancılaşmış olmanın sonucu, Atatürk’ün söylemiyle, gaflet ve dalalet içinde olmalarındandır.
Bu durum, iki 29 Ocak ile “İsonomia-İsopolitia” gerçeği madalyonunun bir yüzü. Yarınki yazımda öbür yüzünü açıklayacağım.

google-news Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.