Türkiye’de Referandum
Anayasa değişiklik teklif taslağı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde AK Parti ile MHP milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi. Taslak Nisan ayında halkoylamasına sunulacak.
Anayasa değişikliğiyle ilgili referandum dünya kamuoyunu olduğu gibi Azınlğımızı da yakından ilgilendiriyor. Azınlık saflarında “evetçiler” gibi “hayırcılar” da bulunuyor.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği 7 Şubat 2017 tarihinde, Ankara’da, “Türkiye Ekonomi Şûrası” düzenledi. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ın yaptığı konuşmalardan esinlenerek, Azınlığın bir aydını ve ekonomisti sıfatıyla referandum konusundaki düşüncelerimi okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Değerlerinde istişarenin müstesna yeri olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan işadamlarına, “Bugüne kadar ekonomiyle ilgili atılan ve atılacak olan her adımı sizlerle istişare ettik.” diyor. Cumhuriyet’in kuruluşundan 94 yıl sonra Türkiye’nin içinde bulunduğu gerçekten hareketle, “Şu gerçeği 80 milyonun tamamı gördüğüne inanıyorum. Türkiye tarihinin en kritik mücadelelerinden birini veriyor. Biz buna yeni İstiklal mücadelesi diyoruz. Çünkü bugün yaşadıklarımızı ancak Çanakkale ve Kurtuluş savaşıyla mukayese edebiliriz.” tespitinde bulunuyor. Anayasa değişikliğini bu tespitiyle gerekçelendiriyor. “Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet var…” iddiasını savunuyor. Referandumda Türk milletinin “EVET diyeceğini” düşünüyor. “Hayatını hiçe sayarak gövdesini tankların altına siper eden bu millet için ne yapsak azdır.” diyor. “Bu kahraman millete karşı borcumuzu ödeyebilmemiz için bir fırsat var. O fırsat istihdamı artırarak son dönemde yeniden yükselişe geçen işsizliğin önüne geçmek.” görüşünü ileri sürüyor. Ülkeye ve millete hizmette, “Yüreğinde halka hizmet Hakk’a hizmettir duygusunu taşımayanın vay haline. Yunus Emre böylelerini cesede benzetiyor.” iddiasını savunuyor.
Cumhuriyet’in kuruluşundan 94 yıl sonra Türkiye’nin içinde bulunduğu gerçekten hareketle, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Binali Yıldırım, “Bugünlerde firmaların ve işletmelerin en fazla talepleri kaynak ve teminat ihtiyacı.” tespitinde bulunuyor. Çözüm olarak, “Piyasanın iş adamlarının, sanayicinin ihtiyacı olan nakit ihtiyacını karşılamak için Kredi Garanti Fonu'na 25 milyarlık kaynak ayırmak suretiyle ilave 250 milyarlık bir kredi hacmi oluşturduk.” müjdesini veriyor.
Eğri oruralım, doru konuşalım.
Anayasa değişikliğini öngören referandumun “yeni İstiklal mücadelesi” diye tanımlanması gerçeği yansıtmıyor. 94 yıl sonra gelinen Türkiye gerçeğinde “bugün yaşadıklarımızı ancak Çanakkale ve Kurtuluş savaşıyla mukayese edebiliriz.” görüşü de gerçeğe uymuyor. Gerçeğe uyan, “Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet”.
Bu noktada, bugün Türkiye gerçeğinde yaşananlarla mukayese edilen Kurtuluş savaşı üzerinde duralım. Bir başka ifadeyle, Kurtuluş savaşı Türk Devrimi’dir. Üç evreden meydana gelir: Askerî evre öncesi, askerî evresi, askerî evre sonrası.
Askerî evre öncesi, sanayileşme sürecinde başarılı olamayan Osmanlı İmparatorluğu’nun emperyalist ülkelerin aralarında rekabet ettiği açık pazar haline geldiği dönemi kapsar.
Askerî evresi, İmparatorluğun çöktüğü, ülkenin askerî işgal altına düştüğü, bu işgale boyun eğmeyen Türkiye halkının Mustafa Kemal önderliğinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümeti öncülüğünde yürüttüğü ve zaferle sonuçlandırdığı anti-emperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı dönemini kapsar.
Askerî evre sonrası, Devrimin barış koşullarında devam ettirildiği, başı belli sonu açık zaman dilimidir.
Öngörülen Anayasa değişikliği referandumu başı belli sonu açık zaman diliminin 94. yılında yapılacak. Can alıcı soru şu: Bu duruma nasıl gelindi?
İktisat Vekili Mahmut Esat Bozkurt Türkiye İktisat Kongresi’nde yaptığı konuşmada, yeni Türkiye’nin ekonomisini şöyle tanımlamıştır:
“İktisadî teşebbüs kısmen devlet, kısmen teşebbüs-ü şahsî tarafından deruhte edilmelidir. Meselâ büyük kredi müessesâtını, sanayi teşübbüsâtını ilâh. Devlet idare edecektir. Çünkü memleketimizin iktisadî vaziyeti bunu istilzâm ediyor. Hülâsa bazı hususatda iktisadiyyâtımız devletleştirme usulünü takip edecek, bazı hususatda iktisadî teşebbüslerini şahsî teşebbüslere terk edecektir…” İktisat Kongresi’nde kabul edilmiş olan “Ekonomi Andı” ile amaçlanan, “kısmen devlet” sektörüne, “kısmen bireysel girişim” yani özel sektöre dayanan devletçi karma-ekonomi idi.
Devletçi karma-ekonomi nedir?
Batı Avrupa ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletlerinde gerçekleştirilen sanayi devriminin yol açtığı kapitalist ekonomi halkın ihtiyaçlarına yeterince cevap veremediği koşullarda, sözü edilen ülkelerin burjuvazisinin devleti ekonomiye müdahil etmesiyle ortaya çıkmış olan ekonomi modelidir. Özü kapitalist ekonomiye dayanan devletçi karma-ekonomi modeline alternatif, Rusya’da gerçekleştirilen sosyalist devrimin üretim araçlarının devletleştirildiği ekonomi modeli oldu.
Türk Devrimi’nin düşünsel temellerinden olan “Altı Ok”un devletçilik ilkesinde bulunan kertiğin gerekçesi, İktisat Kongresi’nde benimsenen devletçiliğin, Sosyalist Rusya’daki devletçiliğin değil, Batı’daki devletçi karma-ekonomi modelinin örnek alındığının mesajıydı.
Kapitalist ve sosyalist ekonomilerdeki devletçilik uygulamalarının tarihsel deneyimleri incelendiğinde, devletin malı deniz, yemeyen keriz atasözünü doğrulayan uygulamalara tanık olunur. Cumhuriyet’in 94. yılında Türkiye gerçeğinde yaşanmakta olan iç ve dış sıkıntılar, son tahlilde, devletçi karma-ekonominin kapitalist ekonomiye dönüşüm sürecinin günümüzde ulaştığı aşamanın neden olduğu sıkıntılardır.
Bilinen sıkıntılar nasıl aşılabilir?
AK Parti Hükümeti sıkıntıların referandumda “Evet” iradesinin üstün gelmesiyle aşılabileceğini savunuyor.
Türk ekonomisinin sosyo-ekonomik yapısı bu sıkıntıların üstesinden gelecek yapı ve güçte mi?
Olmuş olsaydı, ülke bu duruma düşmezdi. Ülkenin bu duruma sürüklenmesine devletçi karma-ekonomi ve onun kapitalist ekonomiye dönüşümü neden olduğuna göre, yanlışta ısrar ederek, sıkıntılardan kurtulmak mümkün ve akıl kârı mıdır?
Aklın yolu birdir. Sıkıntıları aşmanın yolunu “Evet” veya “Hayır” tercihleriyle kapama yerine, yeni bir ekonomi modeli neden düşünülmesin?
Halkçı karma-ekonomi, bireysel ve toplumsal barışın, kalkınmanın ve refahın yeni modelidir.
Halkçı karma-ekonomi nedir?
Halkçı karma-ekonomi özel ve kamu sektöründen oluşur, özel ve kamusal girişimciliğe dayanır. Buna göre; özel sektörde üretim araçları üzerinde bireysel mülkiyet, kamu sektöründe üretim araçları üzerinde çalışanların kamusal mülkiyet hakkı vardır. Dikkat edilirse, devlet sektörü ekonomi yaşamından çıkartılmıştır. Böylece, devlet sektörünün bireysel ve sınıfsal çıkarlar için sömürülmesinin yolu kapatılmıştır. Üretim araçları zenginlik kaynağı olduğu için hem özel hem de kamu sektöründeki insanlar üretime odaklanır. Üretime odaklı yurttaşlar, işte, yüreğinde halka hizmet Hakk’a hizmettir duygusunu taşıyan gerçek yurtseverler onlardır.
Ekonomiyle ilgili atılan ve atılacak olan her adımı sadece özel sektörle değil, halkçı karma-ekonominin kamu sektörünü oluşturarak her iki sektörle istişare edenlerdir yüreğinde halka hizmet Hakk’a hizmettir duygusunu taşıyanlar.
Bu cennet vatanı “Evet” veya “Hayır” tercihleriyle bölmenin ne alemi var Alah aşkına!…
Atatürk-Venizelos Araştırma Merkezi Sorumlusu
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
