Ağustos düşünceleri
Ağustos’ta haberler olmayabilir, ama bu bizim düşünmemizi engellemez. Yazları, sahil kenarında bir kafede bulunma fırsatı sunulduğunda, her şey daha iyi görünür bana.
Kahve daha aromatik, bira doğru şekilde buzlu, viski daha sert. Ve doğal olarak gazete daha kolay ve daha büyük bir zevkle okunuyor. Sonra uzun uzun sonsuz denize bakmak istiyorum.
Ancak önümde güneşlenenler, gürültüleriyle dikkatimi dağıtıyorlar. Oturup onları inceliyorum.
Bu halkın yüzme kültürüyle ilgili elimde hiçbir araştırma aklımda yok, o yüzden zorunlu olarak notlarım tecrübelerime dayalı olacak.
İlk bakışta ilgimi çeken, çoğunluğun yüzme bilmediği.
Öylece sığ sularda duruyorlar. Bazıları siyah gözlükler ve şapka takıyorlar ve başlarını asla denize sokmuyorlar.
Bu da yarı yüzmenin boşa gitmesi ve denizin tadını çıkarmanın yarım kalması demek. Ve tamamlanmamış her haz, küçük bir hadımdır.
Sonra güçlü ve dayanıklı olan genç nesil var ve yüzüyor. Ancak çok da uzağa gidemiyor.
Yaptıkları çelimsiz hareketlerle güçlerini çabukça harcıyorlar.
Yüzme, her spor gibi, daha az güç harcayarak daha iyi sonuca ulaşmayı gerektiriyor. Ve en başarılılar böyle belirleniyor, yüksek atlamada olduğu gibi.
Sonra çocuklar, yorulmayan, tüm gün oynayan ve durmadan tasarlayan. Ama onlar da yüzme bilmiyorlar.
Velilerinin bilgisi, bir yüzme simidi, bir lastik havuz botu -ve doğal olarak bir ahtapot kolluğa kadar yetmiş.
Derinlerde sabit bir ritimle rahat bir şekilde yol alan yüzücüye az rastlıyor insan.
Ve onun İskandinav veya Alman olduğunu öğrenirseniz şaşırmayın. Yani, don nedeniyle denizin yasak olduğu ülkelerden.
Ama her yere yüzme havuzu için özen göstermişler. Havuzlar, spor salonları, stadyumlar şehrin çalışma düzeni içerisinde. Aksi halde şehir eksik.
Ve tüm bunlar toplu atletizm için. Şampiyonluk için değil.
Ve açılan bu insanları gördükçe düşünüyorum: Bu sadece denizde mi böyle, yoksa tüm faaliyetlerine yansıyan bir anlayış mı? Oy kullanırken de böyleler mi? Böyle mi borçlandılar? Böyle mi araç kullanıyorlar?
Çevreyi ve insanları öldüren, ve hiçbir şey yapılmayan, suç tekneleri hakkında ise konuşmayalım isterseniz.
Egina trajedisi hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Benzer suç girişimleri yıllardır gerçekleşiyor.
Alınan önlemler neler? Bazı yasalar varsa bile uygulanmıyor. Niçin?
Tekneler zengin ve rütbelilerin oyunu, ki büyük ihtimalle yerel yönetimlerden daha büyük güce sahipler.
Ve elbette yangın veya sel veya herhangi bir felakette medyada boy göstermek için demeçler veren politik önderlerin bir daimi oyunu da var.
Ve sıradan yurttaşın sorusu: Bu felaketleri önelemek için ne yaptılar?
Örneğin, madem Mastika köyleri dünyada eşsiz, onları koruyacak bir etkili yangın güvenliği oluşturulamaz mıydı?
Yunanistan, adaları da sayarak elbette, Afrika’nın tamamına yakın bir sahil şeridine sahip.
Denizin bizim iç meselemiz olması gerekmez miydi? Tabii yeni bir kelime de uydurabilirdim.
Niçin derin bir deniz kültürümüz olmasın? Deniz perileri iyi, korsanlar da iyi, hatta ada masalları hepsinden iyi.
Ancak sulara tam güvenli bir şekilde dalacak şekilde eğitildik mi? Deniz kimseyi boğmuyor, doğal olarak doğanın da kimseyi öldürmediği gibi.
Tüm bunlar üstün kuvvetlere saygı duymayan ve onların dayattığı kurallarla yaşamayan insanlardan kaynaklanıyor.
Bir buçuk ayda 110 boğulma vakası (Efimerida ton Sintakton, 22/7/16) yaşamışız; niçin?
Eğer her sahil bölgesinde, büyükler ve küçükler için bir yüzme öğretmeni olsa, kaç ölümden kurtulacaktık?
Birçok ülkede yüzme dersi, tüm derecelerdeki öğrenciler için zorunlu ders.
Yunanistan’da çocuklara yüzme öğreten tek bir okul var mı?
Bana sürekli bu dediklerimin Yunanistan’da olamayacağı, benim başka bir evrende yaşadığım eleştirisini yüklüyorlar.
Keşke öyle olsaydı.
En azından memorandumlardan kurtulacaktım. Ancak burada yaşadığım biliyorum ki, bugün olmayan ne varsa, yarın olabilir.
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
