Avrupa gettoları niçin IŞİD için bombacı ve militan fidanlığı?
Paris ve Brüksel’de olduğu gibi Batı toplumlarında hayatı altüst eden “canlı bomba”lar niçin büyük Batı şehirlerinin gettolarından çıkıyor, hatta Avrupa vatandaşları? Batı ülkelerinin liderleri, Batı kökenli savaşçıların IŞİD cihadçılarına katılmasına niye bu kadar şaşırıyorlar? Küreselleşmenin sadece ekonomiyle alakalı olmadığını, özünde yerelliğin dönüşmesinin yattığını anlamamış gibi mi yapıyorlar? Devletlerin içten dönüşürken, dış sınırlarının dokunulmaz kalması, durumundan mı etkileniyorlar? Lokaliteler nasıl küreselleşir? Ulrich Beck, “Politiğin İcadı” adlı kitabında, 1993’te şöyle diyordu: “Üçüncü Dünya için her zaman, hiçbir yerde değilmiş gibi konuşuyoruz. Ancak burada, aramızda bulunuyor. ABD kenar mahallelerinde-gettolarında, ve yine aynı şekilde Batı Avrupa’nın eski sömürge metropollerinde yerel sefalet bölgeleri oluşuyor, ki oralarda işsizlik, bebek ölümleri, sağlık bakımı ve sosyal sigorta kalkınmış ülkelerdekiyle aynı seviyeye ulaşmış durumda. Bugün Harlem sakinlerinin ortalama yaşam süresi 46 yıl – Bangladeş’ten 5 yıl daha az. Ulusal çeşitlilik her alanda büyük olarak görülüyor. O halde biz de Üçüncü Dünya’yız…” Ve Johannes Willms’le sohbetlerini ekliyor: “Merkezle taşra, Birinci ile Üçüncü Dünya arasındaki devasa uçurumun, şimdi, süper-zenginlerle dünya genelinden dışlanmış insanların genellikle coğrafî olarak birbirine çok yakın yaşadığı metropollerin içine kaydığını ve orada yeniden inşa edildiğini görüyoruz” diyor ve sözlerini tamamlarken şu sonuca varıyor: “Küreselleşme mesafeleri ve sınırları yok ederken, diğer yandan yeni ve daha büyük boşluklar yaratıyor ki, mesafelerin yok edilmesi bunları daha da büyük kılıyor. Yoksulluğun ve zenginliğin küreselleşmesi, süper-zenginlerin parlak dünyasıyla hiçbir mülkiyeti olmayan gayrımedeni insanların dünyasını yanyana getiriyor”. Bu yüzden, zenginler, Ortaçağ’ı anımsatan duvarlarla çevrili toplumlara yöneliyorlar, ki Otto Werkmeister Ortaçağ sanatının tarihini anlattığı eserinde bu fenomeni “kalelerin dönüşü” olarak tanımlıyordu. Amerikalı yönetmen Jim Jarmusch ise, harap olmuş Detroit’te geçen “Sadece aşıklar sağ kalıyor” filminin gösterime girmesi vesilesiyle verdiği röportajda durumu daha canlı bir şekilde anlatıyordu: “Detroit’ten göstermediğimiz tek şey, apartheid. Siyah, çok yoksul, okulu olmayan, eğitimsiz, işsiz insanlar, ışıksız sokaklarla dolu koskoca bölgeler. Elektriksiz bölgeler. Umutsuz, fare gibi yaşayan, senden bir sandviç alabilmek için sana taşla vurabilecek insanlar… Açlıktan ölenler…”.
Tüm bunlar, eşitsizlikten ve umutsuzluktan kaynaklanan yeni bir devrimci bir konum oluşturmuyor mu? Elbette, ancak sınıfsal mücadele modeli için ulus-devlet önkoşul olduğundan, bu sınırlarının dışında aktifleşiyor. Çünkü günümüz şartlarında ulus-devlet içerisinde sınıfsal mücadeleyi çelişkili kılan şartlar oluştu: Bir yanda devlet çerçevesi dışında faaliyet gösteren gayrimillileşmiş sermaye, diğer yanda devletten kendilerini küreselleşmenin sonuçlarından korumasını isteyen işçiler, sefiller. Buna devlet erkini ekonomiye karşı zayıflatan, aynı zamanda da bu erkin vatandaşa karşı artmasına neden olan teknolojinin gelişimini de eklemek lazım. Bu nedenle ulus-devlet sınırları içerisinde sınıfsal mücadele en başından sonuçsuz kalıyor ve sadece uluslarüstü bir hareketle uluslarüstü sermayeye karşı çıkılabilir. Bu yüzden Batı’dan ithal ediliyor ve elverişli koşullarda enternasyonalleşiyor. Bu yüzden kolonize olmuş Doğu, Batı’nın gettolarındaki şartlara maruz kalmış Batılılar için çatışma alanına dönüşüyor, çünkü orada asırlardır sömürgeliğin sonuçlarını yaşamış insanlarla birleşiyorlar. Batı devletlerinin güvenliğini yaşadığından dolayı baş kesmelerin hamlığından şok olanlar, Irak’ta, Suriye’de, Gazze’de, Libya’da devam eden sömürgecilik suçlarının vahşiliğini unutmamalı. Bunlar sadece medya tarafından kamuoyunun yaklaşan gelişmeler karşısında vicdanını rahatlatmak için tekrar tekrar yayınlanıyorlar.
Batı’nın gettolarında yaşanan bu toplumsal barbarlıktan intikam almak için değerlendirilebilecek tek ulusötesi kurum, sadece din; çok basit bir sebepten dolayı: tüm dinler, ulus-devletlerden asırlarca önce önce ortaya çıkmış olup, neticede tüm dağınık güçleri birleştirebilir. IŞİD militanları sömürge taşradan olduğu kadar büyük oranda sömürge metropolden de, ki bunları Avrupa’nın büyük şehirlerindeki gettolarda mahrum bırakılmış ve Avrupa’nın kalbinde sömürgeliği ve dışlanmayı yaşayanlarla birleştiriyor.
Aleksandrupoli, 22-3-2016
Ακολουθήστε το paratiritis-news.gr στο Google News και μάθετε πρώτοι όλες τις ειδήσεις.
