Brezilya ve İspanya’da aşırı sağın yükselişi

12.10.2018 12:40

Ο Παρατηρητής της πολυφωνίας

Δείτε περισσότερα στο: http://www.paratiritis-news.gr/

Brezilya’da 7 Ekim Pazar günü gerçekleşen seçimleri aşırı sağcı aday Jair Bolsonaro önde tamamladı. İlk tur seçimlerde hiçbir aday %50’yi aşamadı ancak Bolsonaro %46 ile birinci oldu. İkinci sırayı %29 ile İşçi Partisi adayı Fernando Haddad aldı.
 
 
Aşırı sağ moralleniyor
 
Trump’ın başkanlığı Avrupa’da olduğu gibi Latin Amerika’da da aşırı sağcılara moral veriyor. Trump’ın “Amerika’yı yeniden muhteşem yapacağız” sloganı çeşitli ülkelerde de aşırı sağ tarafından kullanılıyor. Bolsonaro’nun da seçim sloganı “Brezilya’yı yeniden muhteşem yapacağım” idi.
 
Trump hayranı olduğunu açıkça söyleyen Bolsonaro, Avrupa’da yükselen aşırı sağın argümanlarından bazı noktalarda ayrılıyor. Kampanyasında göçmenler temel sorun değil çünkü ekonomik sorunlar yaşayan Brezilya ciddi bir göç sorunu yaşamıyor. Ancak ülkede yoksulluğa bağlı olarak suç oldukça yaygın ve Bolsonaro esas olarak suçlulara karşı sert bir mücadele vaat ediyor.
 
Eski bir subay olan Bolsonaro suçun artmasını “sosyalistlere” bağlıyor. Suçun toplumsal yönünü görmeyen Bolsonaro militarist yöntemlerle herkesi hizaya getireceğini düşünen tipik bir asker. Zaten ülkenin en iyi dönemi olarak işaret ettiği dönem de 1964-85 askeri diktatörlük dönemi. Bolsonaro, suçla mücadele için idamı geri getireceğini ve ülkedeki çeşitli gerilla gruplarını imha edeceğini söylüyor.
 
 
Brezilya bu duruma nasıl geldi?
 
Uzun süre diktatörlükler ve sağ hükümetler tarafından yönetilen ülkede ilk kez sol bir hükümet İşçi Partisi adayı Lula da Silva’nın 2003 yılında Başkan seçilmesiyle kurulmuştu. Lula 2011 yılında kadar ardından da yine İşçi Partisi’nden Dilma Rousseff 2016 yılına kadar devlet başkanlığını sürdürdü.
 
Sol hükümet kapitalist bir devleti görece daha adil yönetmeye talep olan parlamenterist bir anlayışa sahipti. Ekonomik kalkınma hamlesi olarak özellikle Amazon ormanlarını şirketlerin yağmasına açan, Belo Monte gibi dünyanın en büyük barajını yapan ve yüzlerce baraj ve maden ruhsatı vererek ülkede büyük bir ekolojik yıkıma neden olan bir hükümet oldu. İzledikleri neoliberal politikalar yoksulluğu umut edildiği kadar azaltmadı. Beraberinde suç da ciddi bir sorun olmaya devam etti. O kadar ki Brezilya dünyada en fazla çevre aktivistinin öldürüldüğü ülke oldu. Lula ve Rousseff yolsuzluk yapmaktan yargılandı. 2016’da Rousseff yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevinden azledildi. Lula ise 2018 Nisan ayında hapse gönderildi.
 
Rousseff’in yerine bir tür parlamenter darbe ile sağcı başkan yardımcısı Michel Temer getirildi. Temer hükümetine karşı birçok defa işçiler sokağa çıktılar. 2017 yılında önce 8 Mart’ta on binlerce kadın, ardından 15 Mart’ta yüzbinlerce kişi sokağa indi. Nisan ayında Temer hükümetinin ilan ettiği kemer sıkma politikaları ve emek yasalarında “reform” paketine karşı gerçekleşen genel greve milyonlarca işçi katıldı. Temer hükümeti kısa süre sonra yolsuzluk iddialarıyla da sarsılmaya başladı.
 
Temer halk arasında hiçbir popülerliği olmayan bir liderdi. Ancak işçi sınıfı İşçi Partisi hükümetlerinden de umduğunu bulamadı.
 
Solun gerileyişi, merkez sağın Temer şahsiyetinde çöküşü eski bir subayın ülkeye düzen ve güven getirme vaadi etrafında yükselmesinin koşullarını yarattı.
 
 
İspanya’da aşırı sağdan kitlesel çıkış
 
Trumpizm ve göçmen düşmanlığının en son halkası İspanya’da ortaya çıktı. 7 Ekim Pazar günü Madrid’te bir spor salonunda 10 bin kişilik bir kalabalıkla programını ilan eden Vox aslında 2014 yılında kurulan ve girdiği ilk seçimde sadece %0,2 oy alan radikal bir partiydi. Vox’un bu kitlesel program ilanı bir anda dikkatleri üzerine çekti.
 
2008 krizinden sonra yaşanan büyük ekonomik çöküş İspanya’da merkez siyaseti felç etmişti. 2011’de milyonlarca işçi ve genç kent meydanlarını işgal etmiş, genel grev örgütlemiş, birkaç yıl sonra da Podemos (Yapabiliriz) adıyla yeni radikal bir sol parti kurmuştu. Bu parti 2015 genel seçimlerinde ancak üçüncü olabildi. Yine de yeni kurulan bir parti için oldukça hızlı bir çıkıştı.
 
Aynı dönemde Katalonya’nın başkentinde ise bir başka radikal sol hareket, Müşterek Barselona (Barcelona en Comu), belediye seçimlerini kazandı ve özerk Katalan parlamentosunda çoğunluk bağımsızlık yanlılarına geçti. 2017 yılında gerçekleşen bağımsızlık referandumuna İspanya devleti oldukça sert müdahale etmişti. Madrid yönetimi referandumda çıkan bağımsızlık kararını reddetmişti.
 
Bu gelişmeleri fırsat bilen İspanyol aşırı sağı iki ana sorun etrafında kampanya örgütlemeye başladı; göçmen karşıtlığı ve özerk bölgelerin özerkliğinin kaldırılması. Vox, işsizliğin yanı sıra IŞİD saldırılarını da bahane ederek göçmenlere karşı “Önce İspanyollar” ve özerklik ve ekonomik krize karşı da Trump’tan esinlenerek “Birlikte İspanya’yı yeniden muhteşem yapacağız” sloganını öne çıkarıyor.
 
Parti, merkez sağ Halk Partisi için “korkak sağ”, merkez sol PSOE için “hainler” ve Podemos için “komünizmin başarısız reçetesinin partisi” diyerek birçok popülist parti gibi kendisini sağ-sol kavramlarından ayrıştırıyor.
 

Özdeş Özbay

ΓΝΩΜΕΣ

DUTH CORNER

Magazine